28 Ağustos 2011 Pazar

8. Bölüm, Ocaklar


Tolga Giray, uykusuzluktan dolayı bahçelerde dolaşırken, bir liderin görebileceği en feci durumla karşı karşıya gelmişti. Alevler içindeki koskoca bir şey, şehrinin tam ortasına düşüvermişti. Yüzlerce kişi hemen oracıkta öldü. Binalardan geriye çok az şey kaldı. Şehrin yarısı yok olup gitmişti sanki. Zarar gören görmeyen herkes berbat bir haldeyken Tolga Giray, yine uzun zamandır gözükmeyen Börük Ata'nın bu işin içinde bir parmağı olmamasını umuyordu.

Şehir meydanında sık sık toplanan halk, bu sefer mutsuz ve zorunlu bir biçimde toplanmıştı. Bundan memnun olan kimse yoktu. Halkın akrı fikri onarımdaydı ve Kağanlarından bu yönde bir emir bekliyorlardı. Zararsız bir grup, kuzeyde gerçekleşen olaylara kayıtsız ve bilgisiz kaldıklarından dolayı Gök Tanrı'nın onları cezalandırdığını söylüyordu. Büyük bir yükseltinin tepesindeki Kağan ve Hatun, konuşarak durumu çözecek gibiydiler. Hatta daha onlar rica etmeden diğer Tatarlar evi yıkılanlara evlerini açmışlardı bile. Bahçesaray evlerinde dört ailenin aynı kazandan yiyişi, binaların binası sapasağlam olanlar tarafından tamir edilip, diğerlerinden kötü durumda olanların dinlenişi büyük bir toplumsal dayanışma örneğiydi.

Kağan bir adım öne atıp da konuşacağı zaman, tek endişesi kapkara gökyüzüydü. Geceydi ama en karanlık geceydi. Yıldız ya da ay yoktu. Gök Tanrı'nın onlara küsüp gökyüzünün onları terkettiğine inanan yaşlı bir adam bile vardı. Ama niyeti o olsa da bu gece konuşacak olan Kağan değildi, bu gece normal bir insan olan bitene akıl erdiremezdi çünkü. Gelen sesin Kağanlarına ait olmadığına şaşırmıştı Tatarlar.

Korkmayın. Tanrı size her zamankinden daha yakın.

Halk, sözün Börük Ata'dan çıktığını farkettiğinde, inanmamak artık ellerinde değildi.


O size kötülük etmez, başınıza gelenler hayrın habercisidir.

Belki de Börük Ata'nın el atıp son anda düzeltmesiyle olaylar büyümedi. Ama halkın bildiğiyle Börük Ata'nın bildiği arasında çok fark vardı. Kehanetin alametlerinden biri daha gerçekleşmişti, Ateşin Ruhu salınmıştı. Ama şimdi, kehanetle uğraşmanın vakti değildi.

***

Börük Ata, geçmişe dair bazı şeyleri hatırladı, ya da birileri tarafından hatırlatıldı. Dünya Hükümdarları'nın vazgeçilmez otoritesinin ve iradesinin bir belirtisi olan paralar vazgeçilmezdi. Eğer bir hükümdar dünyada söz hakkı istiyorsa, Tolga Giray Kağan'ın mührünü bastırıp dağıttığı paralar gibi para bastırmalıydı. Üstelik ticareti de çok kolaylaştırıyordu paralar. Para gibi önemli bir şey varsa, o da diğer medeniyetlerin yaptığı gibi törenin yazılı bir hale getirilmesiydi. Orhun Alfabesi ile yazılan Töre Duvarı, yüzlerce törenin yazılı olduğu büyük bir duvardı. Duvarın bir yanı şehirdi, öbür yanı Mülk Ocağı'ydı.

Tolga Giray, Hanokulun yetersiz kalmasıyla bu alanda uzman eğitim verecek ve daha büyük kapasiteye sahip ocakları kurmayı akıl etti. Karargah yakınlarında Er Ocağı, şehir meydanı yakınında İlim Ocağı, Töre Duvarı ardında Mülk Ocağı bulunuyordu. Er Ocağı, karargahın bir parçasıydı, İlim Ocağı başlı başına bir yapıydı ve Mülk Ocağı, şehrin yönetimini de kapsıyordu. Öğrenciler, buralarda hem muazzam bir eğitim alıyorlar, hem de yapacaklarını önceden görme imkanı kazanıyorlardı. En iyi eğitimi veren İlim Ocağı, aynı zamanda araştırmalar yapan bir merkezdi. Sadece Tatarların değil, başka ülkelerin de alimleri bu büyük bilim merkezine geliyorlardı. Kendi deyimleriyle Akademi dedikleri İlim Ocağı, sayılardan doğaya, varlıklardan büyüye kadar pek çok alanda çalışıyordu.

Ocaklar yokken Tatarlar neyse, şimdi iki katıydılar. Kafalarında sorular yoktu, işleri epey kolaylaşmıştı, üstelik bu değişim, gelişimin de önünü açıyordu. Ocakların kuruluş amacı yok olmanın eşiğine gelmiş başkenti yeniden kazanmaktı. Yeniden kazanmakla kalmamış, yeni bir boyut da kazandırmıştı. Üstelik Mülk Ocağı, özellikle kuzeyden ve denizden gelen haberlere aşina oluyordu. Kuzeyde batıya hareket halinde olan ordular, güneyde kıyılara yakın dolaşan korsanlar, Mülk Ocağı'nın gözünden kaçmamışlardı. En düzenli ocak olan Mülk Ocağı'nın çalışmaları meyvelerini erken veriyordu.

Er Ocakları, askerlerin önde başlamalarına neden oluyordu. Burada eğitim almak, bir savaş tecrübesine denk gibiydi. Başarılı olanlar erlik kısmını atlayıp direk rütbe alabiliyorlardı. Disipline önem veren bu ocak, savaş stratejileri ya da olası kuşatmalara karşı halkı silahlandırma planları konusunda çalışıyordu. Başbuğ rütbesini alan Atakan, orduların başkumandanı olarak bu ocağın en üst rütbelisiydi. Bir başkumandanın varlığı dahi ordunun komutasının kağanın elinde olduğu gerçeğini değiştirememişti. Başkumandan, sadece bir danışman görevi görüyordu. Aynı zamanda kağanın aldığı kararların kabul edilmemesi halinde kararı açıklayan kişinin alanla aynı kişi olmaması yarar sağlıyordu. Son zamanlarda Tatar yurdunda çok şey değişiyordu.

__________________________
  1. 3x Kaynak Keşfi (Börük Ata)                      3 Gelişim  6 Üretim
  2. Araştırma: Para                                            2 Gelişim  6 Üretim 1 Askeri
  3. Araştırma: Kimya                                         4 Gelişim 4 Üretim
  4. Araştırma: Matematik                                   3 Gelişim 3 Üretim 1 Askeri
  5. Araştırma: Fizik                                            5 Üretim 5 Gelişim
  6. 3x Popülasyon Artırmak (Aycan Hatun)        6 Gelişim 3 Üretim
  7. Araştırma: Peygamberler                               1 Gelişim 1 Üretim
  8. Araştırma: Kanun                                         4 Gelişim              4 Askeri
  9. Araştırma: Binicilik                                                      2 Üretim 2 Askeri
  10. Araştırma: Simya                                          7 Gelişim 7 Üretim
  11. Araştırma: Maji                                            1 Gelişim               1 Askeri
  12. Lider Üretimi: BaşkumandanAtagan (Eğitimci)

Nüfus Dağıtımı

Gelen Nüfus: 1950

Bahcasaray: +700
Aqyar: +350
Aqmescit: +250
Ötegen: +450

DİPLOMASİ

NPCler dahil, şu ana kadar yapmadığım bütün devletlere Barış + Ticaret

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder