29 Temmuz 2011 Cuma

3. Bölüm, Nehrin Kıyısındaki Diyar

Bahçesaray, Türk Dağı'nın hüküm sürdüğü şehir. Ufak dağlar dizisinin en büyüğü Türk Dağı'nın merkezi boş gibidir. Sadece en yüksek yerinde Hansaray bulunur. Hansaray'dan çok uzak bulunmayan bir düzlükte de Toy Meydanı. Tatar inancına göre dağlar kutsaldır. Çünkü dağlar yeryüzünden Gök Tanrı'ya uzanan iyilikleri temsil eder. Böyle düşündüklerinden dolayı da o sevaplardan yararlanmak için dağın yerle buluştuğu noktaya şehirlerini kurarlar. Kale kuracakları zaman, şehrin içinde dağın üstünde kurarlar. Hansaray da en yüksek noktaya kurulur. İnanılır ki uçmağa varmış yiğitler sadık dostları kurtlarla birlikte düşman saldırdığında Gök Tanrı tarafından dağlara gönderilir, kalelerde düşmanlarla savaşırlar, Hansaray'ı savunurlar.

Bir kere, Bogu Han'ın yüz kişi bile etmeyen ordusu bir vadide sıkıştığında vadinin çıkışını yüzlerce Çinli tutuyordu. Bogu Han, o sıralarda biraz rahatsız olduğundan savaşarak ölmek istemişti. Yaklaşık yetmiş yiğit, akşam az nöbetçiyle uyumuştu. Çünkü Çinliler, açlığı kullanarak savaşsız Han'ı esir etmek istiyorlardı. Sabah uyanıp atlarını Çinlilerin barikatına sürdüklerinde, cesetlerden bozkır gözükmüyordu. Sağda solda tek tük kurtlar dolaşıyordu. Güzel ve ilahi bir görünüşe sahip bir kurtun olduğu yerde Çin İmparatoru can çekişiyordu. Bogu Han oraya geldiğinde sanki bir sınava sokulmuş gibi hissediyordu ve kurt, imparatoru paramparça etmek için emir bekliyordu sanki. Ama Bogu Han, imparatorun böyle can vermesine izin veremedi ve yakarışlarına dayanamayıp sırtına aldı. İmparatorun hain bıçağı ile can veren Bogu Han'ın hıncını orada bekleyen kurt imparatorun boynunu kopararak aldı. 

Yiğitler geri dönüp haberi verdikleri sırada seferde olan Bogu Han'ın oğlu Tolga-Şad yerine devletin batısının valisi Yumtekin'in oğlu Koru zorla tahtı elde etti. Tolga-Şad da ne devletin bütünlüğünü bozmak için Koru Han'a karşı savaştı, ne de onun zulmüne dayanamadı. Bunun sonucu olarak da bir gece rüyasında gördüğü güzel topraklara ulaşmak için sadık yoldaşlarıyla birlikte yola çıktı. Rehberi yok değildi, rüyasına giren bir dişi kurt ona rehberlik ediyordu. Bu dişi kurt, bir dönemde Türklerin yeniden doğuşunu sağlayan erkek kurt Börteçine ile dişi kurt Asena'nın dişi yavruları Almina'dan başkası değildi.

Halkın boybeyi olmayan kesimi arasında fazla gelir farklılığı yoktu. Belki bu yüzden -yine boybeyleri hariç- herkes kendi ya da yakınlarıyla yaptığı evlerde kalırdı. Evlerin çoğu basit yapı malzemelerinden yapılmış basit yapılardı. Boybeylerinin büyük bir çoğunluğu dahi bu basit malzemelerden yaptırdıkları daha büyük evlerde kendi boylarında otururlardı. Her boyun dağa en yakın yerinde bir bey otururdu. Yedi beyin yedi boyu vardı. Her boy farklı bir şekilde geçimlerini sağlar, birbiriyle ticaret ederken de para hırsına bürünmeden kardeşlik duygularıyla hareket ederlerdi.

Hansaray'ın önünde muazzam bir bahçe uzanıyordu. Bahçenin neredeyse tamamını hükümdar ailesinin sembolü olan laleler kaplıyordu. Güzelliğin ve asaletin sembolü olan geniş lale bahçeleri saraydan çok yer kaplıyordu. Bu geniş bahçelere erkekler değil, Aybahar Hatun'un nedimeleri bakardı. Sabahları; kırmızı, yerlere kadar uzanan bir elbiseyle Aybahar Hatun lale bahçelerinde yürürdü. Neredeyse her zaman Tolga Giray Kağan da ona eşlik eder, lalelerden birini koparıp saçına takardı. İlk karşılaştıklarında, güzelliğine yakılmış türküler bütün acuna yayılan Aybahar Hatun, yine bir lale bahçesinde dolaşırken Tolga-Şad onu görüp büyülenmişti. Şadlığı ardında bırakıp lale bahçesine girdiğinde, Aybahar Hatun'un billur gibi sesiyle söylediği şarkıya eşlik edip saçına bir lale takmıştı. Sonra Tolga-Şad'ın bembeyaz Kırat'ına binip Bogu Han'ın sarayına gitmişlerdi. Acunun her yanından gelen misafirlerin doldurduğu haftalarca süren bir toyla evlenmişlerdi. Aybahar Hatun ile Tolga-Şad'ın aşkı büyüktü.

Özel olarak Kağan ve Ece tarafından seçilmiş lalelerin kenarlarına dikildiği, sağ ve sol taraflarını lale bahçelerinin kapladığı uzun bir yolun sonunda, iki yanından büyük sütunlarla desteklenmiş Orkapı (Tatarca: Qrkapı) bulunuyordu. Orkapı, eski atalarından kalan tek alfabeleri olan Göktürk Rünleri ile süslenmişti. Rünleri doğru düzgün okuyabilen azdı. Halkın çoğu Tatarca'yı iyi bilip korumalarına rağmen rünlerle pek ilgilenmezdi. Hükümdar ailesi ve bazı boy önde gelenleri rünleri tam olarak okuyabilirdi. Halk, okuyabildiği kadarıyla rünlerde HansarayLalebahça ve Kerey (Giray) kelimeleri geçiyordu. Kapı, uzun bir koridora açılıyordu. Koridor, yine sütunlarla desteklenmiş enine yaklaşık 7 boyuna yaklaşık 36 metrelikti. Sağ ve sol yanında karşılıklı yirmiye yakın oda vardı. Odalar, girişten sona doğru hizmetçiler, rütbeli askerler ve hükümdarın yakınları içindi. Koridordaki sütunlar ve duvarlar resimlerle kaplıydı. Özellikle kapıların üzerleri olmak üzere rünler de bulunmaktaydı. Koridor bulunmayan ortadan taht odasına uzanan yolu Tatar kültürünü taşıyan bir kilim kaplıyordu. Bu kilimi yine Aybahar Hatun'un nedimeleri işlemişti. Kilimin taht odasına uzanan ucunda Aybahar Hatun'un işlediği büyük lale motifleri yer alıyordu.

Koridordaki sütunlarda yer alan meşalelerin parlaklığı taht odasına yaklaştıkça artıyordu. Bu parlaklıkla birlikte işlemeler de daha canlı daha muhteşem oluyordu. Taht odası da bu muhteşemliğin doruğa ulaştığı yerdi. Yüksekte bulunan tahtın tam üstünde büyük bir portre yer alıyordu. Portrede, yılların geleneği bozulmuştu. Kağan, eli silahlı ve tek başına değil, günlük giysiler içinde Aybahar Hatun ile resmedilmişti. Tablo oldukça gerçekçiydi. Tabloda dikkat daha çok Aybahar Hatun'un üzerindeydi. Özellikle lale işlemeli elbisesi ve kırmızı lale rengi doğal saçları dikkat çekiyordu. Tabloda Kağanı işaret eden tek şey, etkileyici yüzü ve kokladığı laleydi.

Taht, iki yanından merdivenlerle çıkılan bir yükseltide bulunuyordu ve altındaki kapı Han ve Ece'nin odasına açılıyordu. Aynı yükseltinin yaklaşık üç kat daha yükseği iki yükselti, tahtın beşer metre sağ ve solunda yer alıyor, tek merdivenle çıkılan bu yükseltilerdeki kapılar da büyük terasa açılıyordu. Büyük teras, sadece Han ve Ece'nin girebildiği dağın en yüksek ucundan batıya doğru kurulmuş sarayın doğu ucuydu. Terasın baktığı yönde lale bahçeleri vardı. Altındaysa han ve ecenin odası. Güneşin kutsallığından dolayı Doğu da kutsaldı. Bu yüzden Hansaray batıya bakar, büyük teras ve kağan odası doğuya bakardı. Güneşin doğuşu, bahçelerde ya da terasta Kağan ve Ece tarafından izlenirdi.

Taht odasının girişin sağ duvarına dayalı ahşap yer masaları vardı. Yine girişin sağ köşesinde üst üste renk renk minderler diziliydi. Kağan ziyafet vereceği zaman bu masalar ve minderler hazırlandığı gibi kurultay zamanında da hazırlanırdı. Kurultay kurulduğunda boybeyleri büyük küçük diye ayrılmazdı. Hepsi önce Kağan'ın önünde diz vurup "Buyruk Kağanım'ındır" der, sonra yerlerine yerleşirlerdi. Kurultay'a katılanlardan sadece iki kişi Kağan'ın önünde diz vurmazdı. Bunların ilki doğal olarak Kağan, öbürü de Aybahar Hatun'du. Çünkü Kağan aksini buyurmadıkça Ece'nin sözü de buyruktu. En yükseğinden en düşüğüne herkes onun sözüne itaat ederdi. Hatta, Tolga Kağan ile Aybahar Hatun'un bağı kuvvetli olduğundan çoğu kez Tolga Kağan, Aybahar Hatun'un sözlerine itibar edip onun dediklerini buyurdu.

***

Akyar, aslında nehrin adıydı. Ama şehir nehrin en önemli bölgesine kurulduğundan adı Akyar konmuştu. İlk zamanlar nehrin güney ve kuzey ucuna özel bir isim verilmemişti. Ama güney ucunun olduğu bölgedeki denizin daha hareketli olmasından dolayı, güneydeki suyun daha geniş olduğunu kanaat edilmişti. Bu yüzden de en önemli yer güney ucu kabul edilmişti. Şimdi Akyar Valisi olan Aycan Hatun'un adına da güney ucu Aycan konmuştu. Akyar, Aycan'ın batısına kurulmuş bir liman şehriydi.

Liman ile şehrin arasını tarlalar kaplıyordu. Bu tarlalarda da tek tük çiftçi kulübeleri vardı. Çiftçilerin büyük kısmı tarlalarda değil şehirde yaşıyordu. İnşaat işçisi diye bir şey yoktu. Çoğu çiftçi olan bu halk, inşaat olacağı zaman yarı yarıya işçi oluyor tarlalarına muhtemelen bir aylığına komşularına emanet ediyorlardı. Aycan Hatun, şehri çok güzel idare ediyordu. Sık binalardan oluşan şehirde mahalle ayrımları yoktu. Evler birbiriyle büyüklükleri hariç aynı tiptelerdi. Akyar'daki halk ormancılıkla da uğraşmaya başlamıştı. Kağan tarafından bilinen milletlere gönderilen elçiler ve kaynak keşfine çıkanlar, Akyar'da yaşayan ormancılık bilgisine sahip Tatarlardı. Akyar'ın güvenliği için, 100 savaşçı eğitilmişti.

Meraklı Akyar halkı, nehirde yüzmekten pek hoşlanmıştı. Her gün yüze yakın Tatar, nehre yüzmeye gidiyordu. Nefesini tutup dalanlar, nehrin altında değerli eşyalar arayanlar bile vardı. Bazılarıysa Kütükbaşlar sayesinde yakındaki adalara gidip oralarda yüzüyordu.

______________________

  1. 2x Nüfus Artırmak (300 Akyar 700 Bahcasaray)      4 Gelişim 2 Üretim               (Aycan Hatun TR)
  2. 2x Kaynak Keşfi                                                                     4 Üretim 2 Askeri (Börük Ata GE)
  3. Araştırma: Ormancılık                                               2 Gelişim               1 Askeri
  4. Araştırma: Diplomasi                                                3 Gelişim 1 Üretim 1 Askeri
  5. Üretim: 100 Savaşçı (Akyar)                                                                  1 Askeri  
Nüfusların artma oranları hesaplanmadı, aynı oranda dağıtılsın fazlalıklar.




Diplomatik Hamleler:

Bütün bildiğim devletlere Üretim Puanı teklif ediyorum.

      Hiç yorum yok:

      Yorum Gönder