![]() |
| Börük Ata, Kehanet Ateşi'nin Doğuşu |
Tatarların akıl sağlıklarını bozabilecek seviyede garip olaylar oluyordu. Akyar'da ölenler, delirenler gittikçe artıyordu. Bu da yetmezmiş gibi, kıyıya dev bir yüzgeç oturmuştu. Bu yüzgecin bir ahtapota ait olduğu konusunda halk hemfikirdi. Onlarca ahtapot boyutunda bir ahtapota. Delirenler ve yüzgeç yetmezmiş gibi, Kütükbaş'a çok benzeyen ama Trieme dedikleri bir gemiyle Akyar'a gelen garip bir halkın kralı Tolga Giray Kağan ile görüşüyordu.
Taht odasındalardı. Gelenler zırhlanmış ve donatılmış askerlerle gelmişlerdi. Aslında Tatar adetlerinde bu asılmalarını gerektiren bir durumdu ama daha önce hiç tatar görmemiş birinden bu adeti bilmesini beklemiyorlardı. "Kraken." dedi Garip Kral, "Kraken'dir o, Hades'in öfkesinden doğan yüce yaratık." dedi.
Tolga Giray Han, söylediklerini az çok anladı. Anladığına göre kral, "Yüce Hades'e olan öfkesinden doğan Kraken" diyordu. Başını iki yana salladı. Ne Hades ne de Kraken ismi geçiyordu destanlarda. En doğrusunu Börük Ata bilecekti elbette. Ticaret, barış ve tam ittifak antlaşmasıyla sona erdi görüşme. Askerlerle gelmelerini hoş karşılamadıklarını, Tatarların gösterişe aldırmadıklarını ve en nefret dolu oldukları krala bile tuzak kurmayacak kadar onurlu olduklarını ima ettiler.
***
Yaşlı şaman, baston olarak kullandığı asası sayesinde zar zor yürüyordu. Yüzüne vuran fırtına yürümesini imkansızlaştırıyordu. Ama ufak bir adım atıyor, çok yol gidiyordu. Hortumların kol gezdiği bir dağı aştı. Ağaçların arasında karanlık ruhların dolandığı bir ormanı geçti. Fırtına birden kesildi, önünde muazzam güzelliklerle dolu bir vadi yer alıyordu. Göremediği biri onunla ilahi bir biçimde konuşuyordu.
"Burası cennettir. Nicedi atalarınız analarınız buraya gelir. Buraya gelen ölmemiş, cennete varmıştır. Ben, Gök Tanrı, Tatarlar için yarattım burayı. Buranın ötesinde başka millet bulunur. Sen, Börük Ata'sın, benim yer ile gök arasındaki sesim.
Yaşlı şaman, asasını hala dik tutarak sesin geldiği yöne diz vurdu. Pek az şaman doğrudan Gök Tanrı'yı görmüştür. Görenler kamdır, dokunduğu herkes cennetlik olur.
"Bilirim ki sıkıntılısın Börük, ben Otuz Tatar'a denize gitme dedim ama onlar şimdi denizde uçan şeylere biniyorlar."
Yaşlı şaman bu konu hakkında sıkıntılıydı gerçekten de ama Gök Tanrı'nın Tolga'yı bu yüzden kutundan esirgemediğini, onu Otuz Tatar'ın kutalmış efendisi olarak ilan ettiğini de anlatıyordu bu sözler.
"Peki ne diyeyim, ne yapayım da vazgeçireyim onları Tanrım."
Börük Ata, Tengri'nin herşeye hükmeden ve herşeyin sahibi anlamındaki Kutlu Şah ismini kullanmıştı. Ama orada dakikalarca hiç kıpırdamadan durmasına rağmen tek bir söz bile duyamamıştı. Kutlu Şah derken ayıp ettiğini zannetti, ayağa kalkıp bastonuna dayanarak arkasını döndü, zar zor geçebildiği orman görülebilecek en güzel ormandı, dağın tepelerindeki karlar güneş gibi parlıyordu, kapkaranlık gökyüzü hiç bu kadar aydınlık olmamıştı, buyruk dinlemez fırtına dinmiş yerini hafif bir esintiye bırakmıştı ve yaşlı şamana en kutlu geleni, etrafta dolaşıp duran karanlık ruhlardan iz bile kalmamıştı.
Börük Ata adımını tam atacakken arkasından gelen ses, ayağını geri çekmesine neden oldu. Bu ses kesinlikle nalsız bir tatar atının koşu sesiydi. Börük Ata büyük bir heyecanla sesin geldiği yöne döndü. Umut ettiği Gök Tanrı'yı gören ilk şaman olmaktı ama atın üstünde ilahi bir varlık yer almıyordu. Atın binicisi, doğumunu gördüğü Bogu Han'dan başkası değildi.
"Börük Atam, tanrımıza ne edeceğini sordun. Git kanımdan olana 'Tanrı denizi Tatar'a hep yasak etmedi.' de. Suya bir gözcü koydu Tanrımız, eğer ki o öldürülürse Tatarlar tüm dünyaya hakim olacaklar. Atakan'ın kılıcı gizlenmiştir. Tatar yurdunda güreşte bir tek kağanı yenemeyenle birlikte gidecek ve Atakan'ın kılıcını alacak. Atakan'ın ruhu kılıca hapsoldu, çünkü yaratık onu öldürdü.
Börük Ata devamını dinleyemedi. Çünkü gittiği yolu geri dönmeden, birdenbire uyandı. Ama Gök Tanrı'nın bir bildiği vardı ki uyanmıştı. Atakan'ın Kılıcı'nı aldıktan sonra ne yapacaklarını kendileri bulmaları gerekiyordu.
***
![]() |
| Tolga Giray Kağan (Oğuz Kağan) |
Tolga Giray, şamanın bu rüyayı gördüğü gece uyuyamadı, yanında uyuyan Aybahar Hatun'u uyandırmamak için sessizce odayı terketti. Ama Aybahar Hatun uyanmıştı, kağana belli etmeden onu takip ediyordu. Tolga Giray, lale bahçelerinde yürüdü uzun uzun. Sonra yere çöküp lalelerden muhteşem olan bir tanesine başını yaklaştırıp kokladı. Koku onu mestetmişti ki omzuna değen kart ve sert bir el onu tekrar bu dünyaya döndürdü. Elin sahibi Börük Ata'dan başkası değildi. Esen rüzgarda cüppesinin etekleri ve üzerindeki püsküller savruluyordu, uzun beyaz saçları da bu savrulmaya eşlik ediyordu. Sakalı hiç yoktu, ama her tatar erkeğinin bıraktığı, bırakmayanların erkek sayılmadığı bıyığı vardı.
"Tolga, Tanrımız denize açılmana rağmen seni Giray ilan etti.."
Tolga, "deryaya qarışması"na üzülmedi bunları duyunca. Zaten Gök Tanrı, Giray ilan etmeyeceği kişileri hanedanlık mensubu yapmazdı.
"Börük Atam, yoksa Kamlıga mı vardın?"
Börük Kam, -Kam olmak için Gök Tanrı'yı görmek yetmezdi. Bir erkeğin ya da kadının size kam olarak seslenmesi gerekirdi.- duyduklarından memnundu, ama anlatmak istediğini çabucak anlatması lazımdı. Çabuk ama herşeyi gözler önüne sermeden.
"En yiğitini, güreşte bir seni yenemeyenini bulacaksaı."
Yaşlı şaman, esrarengiz bir biçimde bunları söyledikten sonra kayboldu. Tolga Giray Kağan, çok geç kalmadan kararını açıkladı.
"Yarın güreşeceğiz!"
***
Yaşlı şaman, bilmeden yürüdü yolları. Büyük bir mağaranın içinden geçip gizli bir vadiye ulaştı. Vadi ufacık bir açıklıktı, hiç ağaç yoktu. Ortasında taşlar dizilmiş bir çember vardı. Dışı da sanki belli bir düzenle bazı kişilere ayrılmıştı.
"Börük sana çok iş var. Yıllarca destanlar anlattınız, şimdi bir destanın en büyük tanığı sen olacaksın. Bitmeyen Hikayeler şimdi başlıyor. Kehanet Ateşi, burada yanacak ve tüm dünyaya dağılacak!"
Taşlarla belli edilmez çemberin ortasında belli belirsiz bir kıvılcım gördü Börük Kam. Ama bunun Sönmez Kehanet Ateşi olamayacağını biliyordu. Çok ani bir biçimde devasa bir ateş yandı. Gökyüzüne kadar uzandı bu ateş. Börük, mistik güçlerin etkisiyle geriye fırlayıp duvara çarptı. Diz çöküp sırtını taştan duvara yasladı. Belli belirsiz fısıldamalar duyuyordu. Ateşin etrafında ufak ateş topları dolanıyordu.
"Kehanet"
***
Bu olaylardan bir müddet önce, halk demiri işlemeyi öğrendi. Bilgileri aktaracak ve artıracak okullar kurdu. İlim Ocağı dedikleri bu yerde, önce yaşlı-genç demeden herkese belli bir eğitim verildi. Sonra daha çok çocuklar ve gençlere verilen eğitimle gelişim sağlanmaya çalıştı. Aynı zamanda İlim Ocağı'nın içinde Asker Ocakları da kuruldu, tarih boyunca ilmi eğitim veren okullar, ilk defa farklı bir amaçla, askeri eğitim için kullanılıyordu.
____________________________
Hamleler:
- 3x Kaynak Keşfi (Börük Ata GE) 3 Gelişim 6 Üretim
- Araştırma: Demir İşçiliği 2 Üretim 2 Askeri
- Nüfus Artırmak (Aycan Hatun TR) 2 Gelişim 1 Üretim
- Araştırma: Okullar 3 Üretim 3 Askeri
- Asker Üretimi: 400 Savaşçı 4 Askeri
- Asker Üretimi: 4 Trieme 4 Askeri


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder