Şaman bir hareketlilik sezdi ateşte. Değişik bir hâl alma gibiydi bu. Kehanet Ateşi, yükselerek gökyüzüyle buluştu. Börük buradaki garipliğe ve içgüdülerine dayanarak orayı terk etmeye karar verdi. Gizli vadiden çıkıp uzun mağaradan geçti. Mağaranın girişine geldiği anda kötü ruhların mağaraya akın ettiğini gördü. Bu ruhlar, ateşin işareti üzerine toplanıyorlardı. Yaşlı şaman yine yerinde duramadı, derhal ruhların geldiği yöne, Akyar sahillerine doğru koşmaya başladı.
Akyar'da garip bir sessizlik hakimdi. Evler pek bir sessiz görünüyordu. Sokaklarda denizden esen rüzgar, yerdeki yaprakları uçuruyordu. Yapraklar normalde yönlerini değiştirmeden ilerlemelerine rağmen yaşlı şamana doğru uçuşan yapraklar sağa sola savruluyordu; aynı şamana yaklaşınca yön değiştiren kötü ruhlar gibi. Akyar'da garip bir şeyler ararken garip bir his aldı onu. Zamanla zamansızlık, varlıkla yokluk, görünürlük ve görünmezlik arasında bir boyutta hissetti kendini. Karşısında on beş insan boyunda dev bir yaratık vardı. Şüphesiz bu yaratık şu anki "Baş Düşman"larıydı. Ve doğrudan şamana doğru koşuyordu. Yok yok, şamana doğru fırlatılmış gibiydi. Şaman biliyordu ki gerçeklik de bir boyuttan ötesi değildi, herhangi bir boyutta ölmek diğerlerinde ölmek için yeterliydi...
***
Tolga Giray, yüksekte bir yerlere oturmuş güreşleri izliyordu. Koltuğun kolunda da Aybahar Hatun oturmuş, üzüm yiyordu. Tolga, sütü severdi, kısrak sütünden sık sık içerdi. Ama kımızı sarhoş edici olduğundan içmezdi. Yine elinde bir bez şişe duruyordu. Aybahar Hatun da kısrak sütü sever, kımıza dokunmazdı. Güreş izlemekten de pek hoşlanmazdı, ama çocukluk ve gençlik döneminde güreş tutmaktan hoşlanırdı.
Bugün güreş oyunlarında Alpircan diye bir yiğit öne çıkmıştı, ama o da ara sıra yeniliyordu. Herkesi yenen ama kağanı yenemeyen birini nasıl bulacaktı kağan? Sarayın yollarından iki kişi geçip gecenin romantizmine kapıldılar. Lale bahçelerinden geçip gittiler öylece. Ama taht odasının terasından kendi bahçelerini izlediler. Uzun süre orada kaldılar. Bir gören olsa dondular sanabilirdi. Ama daha sonra odalarına indiler. O gece Aybahar Hatun gebe kaldı. Tolga Giray da sabaha karşı garip bir rüya gördü.
***
Şaman iki büklüm duruyordu dev yaratığın karşısında. Ama hisleri bu yaratığın o yaratıkla bir olmadığı yönündeydi. Bu onun bir çarpıtmasıydı muhtemelen. Çarpıtmaların tek özelliği ölünce diğerlerine bir şey olmamasıydı. Ama gerçekleri ölürse tüm çarpıtmalar da ölürdü.
Dev yaratık, şamanın uzansa dokunacağı bir yere gelince donakaldı. Sanki yürümek istiyor, önündeki insanı nefretle öldürmek istiyordu. Ama olduğu yerde kalakaldı. Şaman, arkasından gelen ruhların yaratığa akışını gördü, gerileyerek, bir gözüyle yaratığı inceleyerek hareket etmeye başladı. Törek Dağı olduğundan emin olduğu yere geldiğinde, dağın etrafının sularla çevrili olduğunu gördü.Sular gitgide yükseliyor, yaratık ruhların düğümünden çözülmüş ona doğru geliyordu, ya da onlara.
Tolga Giray, elinde soluk mavi bir ışıkla parlayan kılıcı elinde bulmuştu uyandığında. Sarayda kimse yoktu. Odaların böyle boş olması, hüzün verici bir durumdu. Hele ki bir kağan için. Derken saray yıkılmaya başladı, bu garip yıkılmadan zar zor kurtulabildi kağan, elindeki kılıçla. Saray yıkılıp toz oldu dağıldı, laleler toprağın altına girdiler yine. Tolga'nın önünde bir şaman, önünde devasa bir yaratık, gökyüzünden yere düşen yıldırımlar, vurdumu uçuran fırtınalar, hortumlar. Elindeki kılıcın garipliğine rağmen herşey çok garip, kılıç çok normalmiş gibi gözüktü ona ve Börük Ata'sının ölmesine izin veremezdi, en azından ölümünü izleyemezdi. Kılıcı onun tek silahıydı ve doğrudan ilerledi.
"Atakan'ın kılıcı!" diye şaşkınlıkla haykırdı şaman. Şamanın bu haykırışı ve fark edişi, kılıcın soluk mavi ışığını mavimsi alevlere dönüştürdü. Yaratık ışıktan korkmuş olacak, kollarını ileriye savurmaya çabaladı. Ahtapot koluna çok benzeyen bu kollar, bir bir kesildiler. Yaratık, ileri savuracak hiçbir kolu kalmadığında suyun içine dalıp gözden kayboldu. Su da yavaş yavaş çekiliyordu. Börük Ata, çevik bir hareketle asasını kağanın sırtına vurarak onu suya itti. Kağan, suyun içine girdiğinde nefes alabildiğini farketti. Yaratık, devasa cüssesine rağmen hızlı ilerliyordu. Ama Kağan, ilahi bir biçimde ondan daha hızlı ilerleyip kılıçla yaratıkta pek çok yara açtı. Savaş, Börük Ata tarafından da izleniyordu. Yaratık tekrar çıkan kollarıyla kağanı sarmalamaya, kağan da yaratığı öldürmeye çabalıyordu. Savaş sonuçsuz kaldı. Yaratık, başına aldığı bir kılıç darbesiyle havaya savruldu. Tolga Giray, o an uyandığında Bahçesaray'daki sarayındaydı. Börük Ata ise Akyar'da limana çok yakın bir yerde buldu kendini. Havaya savrulan yaratığı gördü Börük Ata. O gece Akyar'da elli Tatar kayboldu. Ama Börük Ata, yeteri kadar yakından görememişti yaratığı. Bu eksiği de o an sahilde olan ve akıl sağlığı yerinde olan bir genç kapatıyordu.
"Neydi o?"
"Bilmiyorum. Bilmiyorum. Dev bir yaratık."
Adam bu sözleri tekrar etti hep. Börük Ata, çok uğraştı konuşturmak için ama adam konuşmadı. Adam iri cüsseli, güçlü kuvvetli birine benziyordu. Güreşçi gibi bir hali vardı. Adamın odunculukla uğraştığını anlamak zor değildi. Elinde bir balta, belinde bir kuşak vardı. Börük Ata'nın öğrendiğine göre adamın adı Atakan'dı. Atakan. Kılıcın sahibinin adaşı. Güreş oyunlarının son gününde Atakan'ı güreşe götürdü Börük Ata. Yenemediği kimse yoktu, kağan dışında. İsmini Yatağan diye tanıttı şaman.
______________________
- 3 Kaynak Keşfi (Börük Ata GE) 3 Gelişim 6 Üretim
- Araştırma: Gemicilik 1 Gelişim 1 Üretim 3 Askeri
- Popülasyon Artırmak (Aycan Hatun TR) 2 Gelişim 1 Üretim
- Üretim: 2(100) Mızraklı 2 Askeri
- Üretim: 2 Kadırga 6 Askeri
- Şehir Kurmak: Aqmescit (Doğuda) 2 Gelişim 5 Askeri
- Dünya Keşfi(Doğu) 2 Gelişim
Ordunun son durumu:
Aqyar: 300 Savaşçı
Bahcasaray: 400 Savaşçı 200 Mızraklı
Aqmescit: 100 Savaşçı
Filonun hepsi Aqyar'da.
Şehir kurmak: Aqmecit, Doğu'da, biraz kuzeyde, deniz kıyısında değil.
Doğudaki dağları keşfediyorum :D

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder