Kayıp Kılıç...
Aşkî, on bir kişilik muhafız birliğiyle Aqyar'ın normale göre daha hızlı akan suyundan batı yakaya geçti. Sanki su, onların geldiğini hissetmiş de birşeyler anlatmaya çalışıyormuş gibiydi. Ötüken Ana'nın dili; sular, topraklar, ağaçlar ve hayvanlardı. Yeryüzündeki her şey ondan gelmişti. Yeryüzünde olacakların ve olmuşun bilgisi, Gök Tanrı tarafından onunla paylaşılmıştı.
Aşkî, nedense bunu pek hayra yormadı, su kıyısında pek kalmaya niyetli değildi zaten, kamp kurma fikrinden vazgeçip batıya gitmeye karar verdi. Matarasını suya daldırdıktan sonra muhafızlarıyla birlikte ilerleyebilirdi. Ama daha matarayı yeni daldırmıştı ki, suların derinliklerinden gelen uyarı geri çekilmesine neden olmuştu: "Daha değil!"
Ve garip bir şekilde kınına sıkı sıkıya bağlanmış kılıç, yerinden kayıp suyun derinliklerinde kaybolmuştu.
Yüzümüzü Gündoğdu'ya dönende...
Gündoğdu'nun önce büyükannesini, sonra annesini ve babasını kaybetmesiyle ne kadar asi bir kız olduğunu tahmin etmek hiç zor değil. Atını bir ilden bir ile sürer, ama pek arkadaşı olmazdı. Batı'daki ormanın da batısında, Arasan'ı koruyan okçuların komutanı Mete, belki de tek arkadaşıydı. Kendisi bunu bilmese ve farketmese de Mete, Gündoğdu'nun aşkıyla yanıp tutuşuyordu.
Lakin Gündoğdu'nun bu asiliğinin, bu hırçınlığının sonuna gelinmişti artık. Mete'yi ziyarete giderken, her seferinde içinden geçtiği, geyikleriyle oyunlar oynadığı ormanda karşısında güzeller güzeli bir yılkı görünce bayılıp yere yığıldı. Bir daha uyandığında, o Gündoğdu değil, bembeyaz giysiler içinde Yılkı Kraliçesi'nin nedimelerinden biriydi, en özeli, en güzeli ve tek insan olanı...
Mete, Saktan ve Akay...
Mete, Arasan'daki karargahında Gündoğdu'nun neden hala gelmediğinin merakı içerisindeydi. Günler geçti, ayı buldu ama haftalarca önce gelmesi gereken Gündoğdu ortalıklarda yoktu. Son zamanlarda askerleriyle birlikte yürüyüşlere çıkmadığından dolayı canı daha da sıkılıyordu. Bu yüzden askerleriyle ormana gitmeyi düşündü, ama elbette 300 kişilik bir orduyla ormanı işgal etmeye kalkacak değildi, en iyi on bir adamını yanına aldı ve Arasan halkının tezahüratlarıyla şehri terketti.
Gündoğdu, hâlinden gayet memnundu ama adını bile bilmediği adama her gün artarak duyduğu aşk, içini kemiriyordu. Hatta Yılkı Kraliçesi'nin muazzam güzellikteki bedeninin yaydığı mutluluk bile onu tam anlamıyla mutlu edemiyordu. Belki de aşk, sevgilinin dudaklarından içilen bir yudum şarabı dünyalara değişmemekti. Peki ya aşk, bir anlığına gördüğün, hissettiğin birine nasıl duyulabilirdi? Belki de aşk, şu taşın altında, şu taşın zirvesinde maşuğu aramaktı. Bu, Gök Tanrı'ya aşık olan şamandan, Akay'a aşık olan Saktan'a, Saktan'a aşık olan Akay'a kadar böyleydi. Aynı zamanda bu, Mete'nin Saktan'a duyduğu aşk için de geçerliydi.
Aşkî, ormanın içinde ilerlerken Gündoğdu'yu gördüğüne emindi. Bembeyaz kıyafetler içinde koşturup gözden kaybolan Gündoğdu'nun peşine düşmemek gibi bir şansı yoktu aşığın. Belki de aşk, yakalamak istemeden kovalamaktır. O sırada bir diğer aşık, Mete de Saktanı'nı görmüş, peşinden koşturuyordu. bir şelalenin küçük bir göl yaratıp sonra da yoluna devam ettiği bir yere vardı Aşkî. Mete de Saktan'nın izini kaybetmişti, Aşkî de. Mete ağaçların arkasında Aşkî'yi izler ve ne yaptığını anlamaya çalışırken, Aşkî, sevdiğinin sesini gölün içinden gelir gibi duyup beline kadar suya girdi. Daha sonra da şelalenin suları arasında, ellerinde muhteşem bir parlaklıkta kılıçla çıkageldi. Sanki su taneleri kılıca ulaşmak istermişçesine sıçrıyorlardı.
Gündoğdu, birşeylerden kaçarmışçasına, arkasına bakarak ormanın içinden fırlayıverdi ve sol elinde kılıcı tutan Aşkî'nin kollarında buldu kendini, farketmeden. Mete, yabancının Saktan'a kötü birşey yapabileceğine karar verip Yayı gergin bekliyordu. Ama Saktan'ın adamı farkedip daha sıkı sarılması, adamın da kılıcını yere bırakıp Saktan'ı sarması, aşkının karşılıksız olduğunun bir göstergesiydi. En çok o an adamı öldürmek istedi, ama Saktan'a bunu yapmayacaktı elbette. Bembeyaz Apakay'ı gören Saktan, onun bir yılkı olduğuna kanaat getirirken Mete, aşıkları orada bırakıp kaçıyordu. Öyle bir kaçıştı ki bu, ormandan çıkarken adamlarına rastladığı anda rüyadan uyanıp aşkından tamamen vazgeçmesine neden oldu. Ne kadar da aptaldı, o yabancı, Kağan'ın oğlu Akay'dan başkası değildi!
Eğer maşuktan sevgi olmaz ise aşığa,
Aşığın muhabbeti kavuşturmaz maşuğa.
(Aslen Alâüddin-i Attar'a ait bir beyit idir.)
Ataların Buluşması...
Börük -ondan kat kat daha Ata olan biriyle karşılaştığı için bu bölümlük ona Ata diyerek Kok Tug Kam'a hakaret etmek istemem- kaç gündür bu ormanın içinde olduğunu merak ediyordu. Ne güneş doğuyordu, ne ay görünüyordu, ne yıldızlar, ne bulutlar. Zamanın olmadığı bir alemde, kendini gençleşmiş hissetmesi onu kuşkulandırıyordu. Çünkü Gök Tanrı'ya gittiğinden beri bu kadar büyük bir gücü hissetmemişti. Bu güç, yaşlı bir bedenden yayılıyor olmalıydı ve Gök Tanrı'nın sonsuz gücü bir bedenle sınırlanamayacak kadar büyüktü. Geriye kalan tek ihtimal, Börük'ün ayaklarının titremesine neden oluyordu.
"Börük!"
Bu sesi tanıyabilmesi bir mucizeden öteydi. Yüzlerce yıl önce, daha çocukken bir anlığına duyduğu sesti bu ve o zaman da ona "Börük" diyerek adını koymuştu. Apar topar kendine çeki düzen vermeye çalışıp diz çöktü. İçine diz çökmemesi gerektiği doğarken ses bunu doğruluyordu. Ama anlayamıyordu.
"Kalk ayağa!"
Karşısında beliren Kok Tug Kam'dan daha uzun olmasına şaşarak konuşuyordu:
"Neden?"
Kok Tug Kam, asasına dayanarak konuştu:
"Şu an için en uygunu ikimizin de ayakta kalması. Beni hep gelmiş geçmiş en büyük şaman olarak bildin. Doğru, öyleyim. Daha doğrusu, öyleydim. Sen, Börük, bu bitmeyen hikayeler sürerken öyle büyük bir şaman olacaksın ki, her şey bittiğinde Gök Tanrı'nın tahtının yanında sen dikeleceksin, ben ve diğer şaman ataları karşında secde edeceğiz. Ben nice yiğitler yetiştirdim. Ama benim için ne talihsizlik, senin için büyük şans ve dünya için ne doğru ki en büyük yiğidi sen yetiştireceksin. Bu yiğit, Kağan oğlu Akay'dan başkası değildir. Yılkılar geri döndü, vazgeçip gittikleri sonsuz yolculuk sona erdi. Sadece Akay için yaptılar bunu, yılkı kraliçesinden de hızlı Apakay'ı onun için yolladılar. Ama daha çok genç, çok zayıf. Şimdi yürürse düşmana, geri dönemez..."
Börük, biraz sabırsızlık, biraz da farkındalıkla sözünü kesti yaşlı şamanın.
"Emin olabilirsiniz, böyle mukaddes bir görevim olmasa dahi onun haybeye ölmesine izin vermezdim."
Kok Tug Kam, belki sözünün kesilmesine kızgınlıkla, belki de görevinin bitmesiyle kayboldu ortadan. O zaman Börük, her yolun sona erdiği yerde, Gök Tanrı'nın karşısında diz çökerken buldu kendini.
"Kam doğru dedi, doğru dedi de bir yanlışı var. Akay pek yiğit olacak, yiğitlikte Tatar yurdunun batısındaki bir yiğitle yarışacak ama ne olursa olsun, o dünyaya senden de Akay'dan da büyük birini yolladım. Ve her şey bittiğinde sen benim solumda, o kişi benim sağımda oturacak. Onun başında yeryüzünün tacı, senin başında gökyüzünün tacı olacak. O kişiyi öyle yarattım ki onu eğiten, büyüten, her durumda yardımına koşan sensin ama o şimdiden senden daha bilge, daha güçlü. Kim olduğunu belki anladın, belki anlamadın ama bahsettiğim kişi, atalarının hepsinin gözündeki ateşten daha parlak bir ateşe sahip Tolga Giray'dan başkası değil!"
Börük, en ufak bir hayal kırıklığı duyduysa yeraltındaki zindanlarda yanayım. O zaten Gök Tanrı'ya ulaşmış bir şamandı, tek dileyebileceği buydu.
Yüzümüzü yaşayanların en muhteşemine çevirende...
Gök Tanrı tarafından yaşayanların en muhteşemi olduğu müjde edilmiş, ancak bundan uzun bir süre daha haberi olmayacak Tolga Giray, sarayında Serbest Adalar Birliği'nin elçilerini kabul ediyordu.
"Hükümdarımız, sizin sınırlarınız içinde ortak bir şehir kurmak ve bu şehirde yaşacak bin insan bulacaktır."
Serbest Adalar Birliği'nin bu teklifi, Tolga Giray'ın bilgelikle çizgilenmiş alnının bir anlığına genişlemesine neden oldu. Doğru düşünüp, doğru karar vermeliydi.
"Hükümdarınıza söyleyin, bize ve tabi ki dostlarımıza yarar sağlayacak her türlü anlaşmaya açığızdır. İsteğiniz kabulümdür ve iki halk arasında daha yakın dostlukların gerçekleşmesi temennimdir. Çekilebilirsiniz..."
___________________________
- Araştırma: Kutsallık -8 Gelişim -8 Üretim -4 Askeri
- Araştırma: Bilimsel Metod -14 Gelişim -14 Üretim
- 3x Kaynak Keşfi (Börük Ata GE) -3 Üretim
- 3x Şehir Kurmak -3 Gelişim -14 Üretim
- 11x Populasyon Artırmak (Aycan Hatun) -11 Gelişim
- Asker Üretimi: 5(500)x Uzun Yaylı -15 Askeri
- Lider Üretimi: Mete (OK)
Dilek: Büyü Denemesi İçin Başarı Şansı
Büyü: Doğal Kalkan (Aqyar'ın Sadece Deniz Yüzü)
Büyü Denemesi: Görünmez Duvarlar
POPULASYON DAĞITIMI
Bahcasaray +1300
Aqyar +800
Aqmescit +700
Ötegen +700
Canköy +700
Akayiye +700
Atil +750
Bozyurt +350
Arasan +350
Bolmaqa +300
ASKER DAĞITIMI
Bahcasaray-130 Silahşör
Aqyar
Aqmescit
Ötegen
Canköy
Akayiye
Atil
Bozyurt +200 Uzun Yaylı
Arasan +300 Uzun Yaylı, Mete
Bolmaqa +130 Silahşör
ADALAR BİRLİĞİNİN ŞEHRİ
Ötegen'in güneyindeki çıkıntının ucunda,
Elyurt adında olacak.
Aynı zamanda Serbest Adalar Birliği'ne BARIŞ - TİCARET ANTLAŞMASI (Al Üretim Ver İstediğini) teklif ediyorum.
(Bunlardan seçme şansım olmayan da olabilir, seçebiliyorsam böyle.)
