5 Kasım 2011 Cumartesi

13. Bölüm - Debur ve Telaki


 Aycan'ın canına tak edende...

   Aycan Hatun, her gün olduğu gibi yine halkın şikayetlerini dinliyordu. Valiliğinin ilk günlerinde ona gelenler toprak anlaşmazlığı, takas anlaşmazlığı gibi konulardan bahsederken şimdi herkes aynı şeyden bahsediyordu: Büyülerle, kutlarla, askerlerle durdumaya çalıştıkları yaratık ne kadar çok Tatar kanı akıtmış, geride ne kadar çok yaşlı gözler bırakmıştı. Gök Tanrı'ya inançları tamdı, yaratık kağan tarafından durdurulacaktı ama daha ne kadar Tatar kanı akacaktı? Daha ne kadar ferdini yaratığın kollarında kurban edecekti bu millet? İşte bu yüzden Aycan'ın canına tak etti, "Yeter!" diye bağıracaktı neredeyse. Kışlaya koşmaya başladı. Yanından geçtiği insanlar "Kızımı yaratığa verdim!" , "Kalleş yaratık torunumu aldı artık yeter" diye bağırıyorlardı. Her bağırış, Aycan'ın gözyaşlarının daha hızlı yere düşmesine neden olurken, Aycan ihtişamsız kışlaya vardığını bile zor farketmişti.

   Talim yapan askerlerin arasından zorlukla yürüdü. Çauşlar, onu görüp sıraya dizilmişlerdi bile, oysa gözlerinden akan yaşları silerek kararlı bir biçimde konuştu:

    "Yeter artık, üstündeki her şeyle birlikte şehri taşıyoruz!"


Tatar Yurdu iç savaşın eşiğine gelende...

   Öyle ki, son zamanlarda halk pek çok şeyden şikayet ediyordu. Üstelik sadece şikayet etmiş olmak için yapıyorlardı bunu.Şu anda Tatar Yurdu'nda tek sorun ev ve iş sorunuydu ki bu sorun her geçen gün azalıyordu. Kağan bizzat işsizlerin iş bulana kadar bakımını üstlenmiş, evsizlere bedava lojmanlar kurdurtmuştu. Yine de halkın kafasını Erklik Han kurcalıyordu ki sürekli şikayet sebebi arıyorlardı. Bulurlarsa da çözülene kadar ısrarcı bir tavır takınıyorlardı.

   Kağansa artık bu olanlardan çok sıkılmıştı. Buna bir çözüm bulması gerektiğinin farkındaydı. Gök Tanrı'ya dualar etti halkını ıslah etsin diye, ona daklar adadı. Börük Ata'dan birşeyler yapmasını istedi. Börük Ata da bu konudan rahatsızdı ki kabul etti, dergâhını genişletip bir büyü okulu daha kurdurttu. Büyücülerden halkı sakinleştirecek büyükler yapmalarını istedi.


Şad yola çıkanda...

   Şad'a yapılan hain suikast girişimi büyük bir şansla durdurulmuştu ama otuz yaşlarında gösteren Şad, öfkeyle askerlerine emirler yağdırmaya başlamıştı. Askerlerinin bir katili elini kolunu sallaya sallaya içeri sokmasına sinirlenmiş ve biraz da korkmuştu. Hayır hayır, sanıram ki yanlış anladınız. Yiğit olan ölümden korkmaz, ölümü arar. Akay da pek yiğittir, Han oğlu'na da aksi yakışmaz zaten. Ama yiğit, bir yârinden ayrılmaktan bir masumu öldürmekten korkar. Ölmesi demek, bir daha Gündoğdu'ya göremeyeceği demekti. Zaten Gündoğdu'yu ikinci kez gördüğü gece, bir rüyadan kalkar gibi kendi yatağından bulmuştu kendini. Ama gerçekti, aşık, maşuk gerçek mi değil mi anlayamıyorsa aşkı neye yarardı ki?

   Hain suikastin bahsini yazdığı bir mektupta babasına açmıştı. Babası, kendine hiç böyle bir girişimde bulunulmamış olması rağmen bunun normal olduğunu düşünüyor, ancak yine de oğlu için endişelenmekten kendini alamıyordu. Ama Aybahar Hatun, bu haberi duyduğu an yüreğine bir ateş düşmüştü. Oğlunu görmeden rahat edemeyeceği belliydi. Akay Şad'a Kağan'dan gizli bir mektup yazarak onu görmek istediğini söyleyince Şad, Şad bile olsa annesine karşı gelemedi, atına bindiği gibi Bahçasaray yolunu tuttu.


Ötüken'de bir yiğit...

    Ötüken'de halk, belki de uzun süredir Han oraya gelmediğinden unutulduklarına düşünüp isyana meyletmişti. Yüzü aşkın bir grup -ki bu gruptakileri tanıyan, kim olduklarını bilen çıkmamıştı- meydanda askerlere saldırmaya kalkmıştı, ancak tek bir tanesi bile ölmeden durmuşlardı. Halk bir kez daha bu sefer daha büyük sayıda isyana kalkıştı ama Künhan Bey, kanlı bir darbe ve Giray soyunun katlinden bahseden isyancıları durdurmayı başardı. Bu sefer Canköy'ün de katıldığı isyan kansız bastırıldığında elebaşları birer birer öldürüldü. Elebaşlarının çoğu başka ülkelerden gelenlerdendi, bu yüzden halk akıllandı ve akıllarından isyanı çıkarıp tövbeler ettiler. Künhan Bey'in isyanın bastırılmasındaki başarısı Ötüken'de ve Canköy'de konuşulur oldu. Tolga Giray Kağan'a bunun haberi ulaşınca, Atakan'ı da yanına alarak yola çıktı.

   Halk sokaklara dizilmiş tezahüratlar atıyordu. Kağan'ın onca vakit sonra gelmesiyle gözlerinde tekrar bağlılık ve itaat ateşi yanıyordu. Zaten Atakan gibi güçlü savaşçılar Kağan'ın yanındayken ona yapılan hangi isyan başarıya ulaşabilirdi ki? Kağan, sağ yanında Atakan ile halkın arasından mağrurca yürüdü. Ellerde meşaleler tutuşuyor, gökyüzü bir başka parlıyordu Ötüken için bugün. Kağan ve Atakan'a ayak uydurabilmek için soylu kıyafeti giyen Künhan, Kağan'ın önünde saygıyla eğildi. Künhan, Tolga Giray'ın eski hanlardan kalan pelerinini yere eğilerek öptükten sonra Kağan'ı pürdikkat dinlemeye başladı:

"İşitin halkım işitin, ben buraya ayak bastıysam bir kez, burası benim toprağımdır. Başka ayaklara ezdirtmem! Bir Künhan Bey çıkar, hainlerden öcümü alır. Bu yüzdendir ki Künhan benim soyumdandır. Giray soyunun katli! Böyle sapkın hayalleri olanlardan Giray soyunun öcünü alan Künhan, başka hangi soyda olabilirdi ki? Bana ne kadar Tolga Giray diyorsanız, ona da o kadar Künhan Giray deyin. Yüzlerce Tatar sokağa dökülmüş, ihanet etmiş dediklerinde inanmadım. Siz sadece sürüklenmişsiniz. İşte bu yüzden affediyorum sizi."

Kok Tug Kam bir kez daha hikayemize müdahele edende...

   Gök Tanrı'nın önünde silik bir silüetten başkası durmuyordu. Kok Tug Kam, ununu elemiş, eleğini asmış, sırasını savmıştı. Savmıştı da Tatar Yurdu'nda olanlara üzüntüsünü Gök Tanrı'ya anlatmak istedi yine de. Bu yüzden de uçmağda Koru Han hakkında yapılan toplantıdan ayrılıp Bogu Kağan ile birlikte Gök Tanrı'nın önünde diz vurdu.

"Ulular Ulusu Gök Tanrı! Siz her şeyi bilirsiniz, elbet diyeceğimi de bilirsiniz."

   Tanrı'nın bakışları Kok Tug'u delip geçti. Ürkerek biraz geriye çekilen Kok Tug, fazla samimi konuştuğunun farkına vararak özür dilercesine baktı.

"Tatar Yurdu'nda halk sadece Tolga Giray'a değil, sizin sonsuz gücünüze de karşı gelmiyor mu? İzin verin gidip onlara öfkenizi bildireyim."

   Gök Tanrı, izin vermezce başını iki yana salladı ve yavaşça doğruldu. Bakışları Bogu Han'ın üstüne gelince, bir süredir yapmayı beklediği birşeyi yapmaya gitti Bogu Han. Eski Kağan, Tanrı'nın huzurundan ayrılırken Gök Tanrı'nın sesi, sadece Tatar Yurdu'nda değil ona yakın başka ülkelerde de duyuldu.


Tatar-oğlu, ben sana demedim mi? Nasıl sözümden çıkarsın? Yurdunu koru dedim, atanın mirasına ihanet mi edeceksin? Benim kutlayıp da başına koyduğum hanına isyan etme demedim mi? Başına gelenin sonu hayırdır, ben size kötülük etmem! Ne çabuk unuttun Koru Han'ın zulmünü de Tolga Giray'a zalim dersin? Koru Han tam bugün öldü de Ötüken Ana onu yeraltına götürdü. Tolga Giray ise onun tam aksine, yeri benim yanımdır! Unutma Tatar unutma! Sırf sen unutma diye yasaklarımı tekrar söylüyorum size!

   Bogu Han'ın birer birer itmesiyle gökten on taş sütunu düştü yere. Bağçasaray, Akayiye, Aqmescit, Ötüken, Canköy,  Bolmaqa, Atil, Bozyurt, Arasan, Elyurt. Tatar Yurdu'ndaki şehirlere, Gök Tanrı'nın sarsılmaz iradesinin birer sembolü yerleşti.

 Börük Ata'nın Dergâhı (Aslında Hansaray - Bağçasaray, Qırım)

Buyruk Kağan'ımındır...

   Tolga Giray, hiç adeti olmadığı üzere Börük Ata'nın Dergâhı'nı ziyaret etmeye karar verdi. Gittiği vakit, müritlerin şiir yazarak yarıştığı vakitti. Genelde Yurqa adında bir mürit birinci gelir, şiiri halka okunurdu. Ama bugün, onun kadar dişli bir rakibi olacağını nereden bilebilirdi ki?

   Kağan, çok özel bir biçimde karşılanmadı. Hatta kapıyı kendisi itip açtı, havada uçuşan ateşleri izleyerek müritlere katıldı. Birkaç şiiri dinledikten sonra daha iyisini yazabileceğini düşünerek kafasında şiir yazmaya başladı. Birisi hızla ayağa fırlıyor, şiirini heyecanla okuyordu. Sonra da Börük Ata, yerde bağdaş kurmuş halinden istifini bozmadan başını sallayarak reddediyordu. Bakışları da sık sık Tolga Giray'a kayıyordu. Bir kez daha Tolga Giray'a gözleri takılmışken Yurqa, belki de bu bağı koparmak istercesine ayağa kalkıp şiirini okudu. Diğer müritlerin alkışını ve Börük Ata'dan tebrik aldıktan sonra, bu şiirin o ana kadar yazdığı en güzel şiir olduğunu düşünerek sevinçle kapıya doğru ilerledi. Herkes onun kazandığını kabullenmişti ki, Tolga Giray yavaşça ayağa kalkıp şiirini okumaya başladı.

Görmez misin düşmanını?
Sevmez misin sen Hanın'ı?
İster misin yurt bozulsun?
Rüyalara kapılmışsın.

Sonu yok ihanetinin,
Affı zor cehaletinin,
Doğru mudur bu gafletin?
Öz özünü terketmişsin.

Uyan bu kara uykundan,
Çatıştığın öz soyundan,
Ayrılırsan Türk boyundan,
Sen Tanrı'nı pek üzersin.

Gün gelir sen ezilirsin,
Yaptığına üzülürsün,
"Yurdum!" diye ağlaşırsın,
Doğru yoldan ayrılmışsın.

Rüyalara kapılmışsın.
Öz özünü terketmişsin.
Sen Tanrı'nı pek üzersin.
Doğru yoldan ayrılmışsın.

   İşte o gün ilk defa, Tanrı'ya dizilmiş metihler değil halka edilmiş sitemler birinci geldi. Mânidar bir biçimde şiir, yine ilk defa Börük Ata tarafından halka okundu. Börük Ata okuyunca bir başka anlamlı, bir başka heyecan verici olmuştu ki gökyüzünden gelen sesler, halkı bir arada buldu. Halk, Tanrı'nın sesini ve öğüdünü duyduktan sonra kalpleri inanç ve itaat ile dolu, yatmak için evlerine döndüler.


__________________________
  1. Araştırma: Dini Kanun             -7 Gelişim    -7 Üretim    -13 Askeri
  2. Araştırma: Kutsal Eşyalar        -2 Gelişim    -7 Üretim     -7 Askeri
  3. 3x Kaynak Keşfi (Börük Ata)                     -3 Üretim
  4. Büyü Okulu Kurmak (Kanun) -10 Gelişim -10 Üretim
  5. Lider Üretimi: Künhan Giray Bey (Okçu)

Dilek: Yılkıların ve Ötüken Ana'nın Aqyar Halkını 1 Turluğuna Ormanda Koruması
Dilek: Yüksek Bilgelik Araştırmasında Ucuzluk
Büyü:  Hiç'in Kullanımı
Büyü Denemesi: Buz Adamlar
Büyü Denemesi: Yükselen Alevler
Kutsal Eşya: Kanun Abideleri

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder