Debur sona eriyor...
Tatar Yurdu'nun dört bir yanını kasıp kavuran, saygısız, ahlaksız ve hayırsız isyanlar, çok az insan kaybıyla sona ermişti. Ama Tatarlar, çok nadir yaptıkları birşeyi haksızca yapmışlardı. Tatar olan bir lidere baş kaldırmanın cezası töreye göre ölümdü, ama onları kışkırtanlar başka ülkelerden gelen casuslar olduğundan sadece direnenler öldürüldü. Bunun buruk sevincini yaşayan Tolga Giray, Börük Ata ile sarayında konuşmaktaydı.
Bir Tatar Hakanı'nı tahtından indirmeye çalışmak öyle kolay şey değildir Tolga Giray. Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir?
Tolga Giray, saray avlusunda serin rüzgarlar yanından eserek saçlarını uçuştururken gözleri tek bir noktaya dikilmiş, öylece duruyodu. Gecenin karanlığı altında kalmışlardı ve etrafları da buruk acılarına eşlik ediyordu sanki. Uzakta, ufukta bir siluet, eskinin yüce hakanlarından biri olduğu belli olan siluet, sanki Börük Ata'nın bu sözleri söylemesinden sonra kendi sözünü sahiplenmek istercesine belirmiş ve hatta Tolga Giray'a göz kırpmıştı.
Aqyar meselesinin çözümü...
O gün, Tatar Yurdu'nun dört bir yanından gelen yöneticiler, isyanın bastırılışını ve mühendislik alanındaki son gelişmelerikutlamak ve bir an önce hayata geçirebilmek için Bahçesaray'da toplanmışlardı. Önemli boyların beyleri de taht odasında yerlerine kurulmuş, kımızlarını yudumlarken loş ateşin altında bir sır perdesi gibi gözüken Tolga Giray'ın silüetine odaklanmışlardı. Ama tüm valilerin mutlu olmasına rağmen Aycan Hatun'un aklı başka yerdeydi. Ötüken Ana ve Yılkılarla geçirdikleri günler güzeldi, ama şehirlerine döndüklerinde her yer harap olmuştu. Hele sahildeki binalar, görmek bile istenmeyen cinstendi. Tüm bu düşünceler içinde rahat rahat bir dakika bile uyuyamamış Aycan Hatun, bu yüzden Tolga Giray'la göz göze gelerek söz istediğini belli etti. Ayaktaki bir boy beyinin, bol yağlı, Tolga Giray'a Cihan Hükümdarı diye hitap ederek yaptığı konuşma sona erdiğinde, başkalarına izin vermedi.
Biraz da Aycan Hatun'u dinleyelim. dedi sanki Aycan'ın diyeceklerini anlamış gibi. Aycan, böyle bir hisse kapılmadan ayağa kalkıp kederini böyle dile getirdi.
Biz Aqyar halkı, ne kadar zenginlik içinde bir halkın evlatları, mutluluk içinde bir Hakan'ın halkı olsak da, daha ilk geldiğimiz günden beri yataklarımıza girerken duyduğumuz korku çok büyük. Sürekli bizden birilerini kaybediyor, gözü yaşlı analarla, gözyaşını içine akıtan babalarla, öksüz yetim yavrularla başbaşa kalıyoruz. Akrabasını kaybetmeyen tek bir kişi bile yok Aqyar'da! Böyle giderse Aqyar diye bir yer kalmayacak. dedikten sonra Aycan Hatun, sözünün bittiğini belli etmek için yerine geri oturdu. Hakan, her zamanki gibi oturduğu yerden konuştu.
Nice büyüler, nice adaklar bu yaratığı durduramadı. Bükemediğin bileği öp demişler. Bu akşama kadar süre ver, diğer valiler şehri terkedebilirler, ama Aycan Hatun, bu akşam saray misafiridir.
Tüm valiler ve boy beyleri birer birer Tolga Giray'ın huzurundan diz vurarak ayrılırken bilge kağan, bu soruna bir çözüm bulma ümidiyle düşünüyordu. Ötüken'den gelen Günhan Giray'ın çıkarken söyledikleri adeta ilham vermişti Tolga Giray'a. Günhan'ın, Aybahar ile Aycan da odayı terkederken söylediği sözler aynen şöyleydi:
Sizi bir gün şehriniz Ötüken'de misafir etmek isteriz. demişti Günhan. Tolga Giray başını sallarken aklından "şehir, şehir, şehir, şehir..." diye geçiriyordu.
Aqyar meselesi çözülende...
Şehrin özellikle işçi kesimi arasında büyük bir telaş vardı. Kağan'ın buyruğu ile hazırlanmaları emredilmişti. Belliydi ki büyük bir işe kalkışılacaktı. Valiler şehri terkettikten hemen sonra, akşama kadar hazırlanmaları haber edilmişti. Depodaki malzemeler taşınmaya kolay hale getirildi, aletler ve edevatlar çantalara dolduruldu. En temiz ayakkabılarını giydi işçiler o gün, ne kadar temiz olabilirse.
Aycan Hatun, taht odasına davet edilmişti nihayet. Ona Aybahar Hatun eşlik ediyor, el üstünde tutuluyordu. Tolga Giray'ın çözüm bulmasını canı gönülden istiyor, ama bir yandan kendi içinde ona karşı bir akıl düellosu kuruyordu. O bu sorunu çözememişti, kağan da çözemezse eşit olurlardı. Ama kağanın çözümü, Aycan'ı haksız çıkaracaktı...
Tekrar hoş geldiniz Aycan Hatun. Aycan Hatun, bu sırada "Hoşbulduk!" der gibi başını salladı. Anladım ki çok sıkıntılar çektiniz, elbet biz buna Börük Atam ile de birlikte düşünüp münasip bir çözüm bulduk. Zaten bu sorun, Büyü Okulları'nda sıkça konuşulan, müritlerin dualarına konu olan bir sorundu. Ama biz, işimizi büyüye bırakmadan ve Gök Tanrı'nın da izniyle bu sorunu çözdük. Aycan Hatun'un meraklı bekleyişi son buluyordu artık. Şehir, olduğu gibi taşınacak, çok benzeri Doğu'da kurulacak.
Kağan olmak sanıldığı gibi kolay bir iş değildi. Elyurt'a gidecek elçiler şehri terkederken Aycan Hatun ve muazzam işçi ordusu da şehri terkediyor, bir kafile doğuya, bir kafile batıya gidiyordu. Nehire taşınan hazır köprüler sayesinde Aqyar halkı ve tüm malları güvenle taşındı, evler yıkılıp malzemeleri tekrar kullanıldı. Doğu'da, bir nehrin kıyısındaki güvenli bölgeye bir şehir kuruldu. Aslında Kağan'ın isteği şehrin adının Güzelyurt olmasıydı, ama Aqyar halkı Yeniyurt olsun diyince kıramadı. Denizden doğup dörde ayrılan Yalta Nehri'nin kıyısındaki bu şehir, Aqyar Tatarları için yeni bir umut demekti.
_____________________
- Araştırma: Yüksek Bilgelik -20 Gelişim -20 Üretim -20 Askeri
- 5x Kaynak Keşfi (Börük Ata) -5 Üretim
- 1x Şehir Kurmak (Yeniyurt) -1 Gelişim -4 Üretim
- Araştırma: Mühendislik -22 Gelişim -22 Üretim
- Lider: Akay Şad (Taktikçi)
- Asker Üretimi (100) Büyücü (Atakan) -14 Askeri
- Kutsama
- Gemi Üretimi (Akayiye) 1 Kadırga 1 Fırkateyn (Atakan) -5 Askeri
Dilek: Uzay Mühendisliği Araştırmasında Ucuzluk
Dilek: Çok fazla kaynak keşfi yapıldığı için kaynaklar azalacak.Daha az azalmasını diliyorum.
Büyü Denemesi: Buz Adamlar
Büyü Denemesi: Görünmeyen Duvar
Büyü: Doğa'nın Lütfu
Diplomasi: Elyurt'dun güneyinden güvenli bir biçimde zarar vermeyecek şekilde gemi geçirme izni.
Taşıma: Tüm gemiler Akayiye'ye.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder