Yedi Ruh vardı ne yerin altında, ne yerin üstünde. Ölümlülerden uzak, ölümsüzlerden uzak ve ölülerden uzak. Bu Yedi Ruh, ne kadar uzak olursa olsun doğada denge denebilecek ne varsa yönetirdi. Yedi dağı aşınca, yedi ormanı geçince, yedi nehri yüzünce; yedi tahtta yedi taçla oturan yedi ruhu görebilirdiniz ancak. Hiçbir insanın yedi ruhu görmediği sanılsa da onlarla ilgili bir de kehanet vardı: Bitmeyen Efsaneler, Bitmeyen Bekleyiş'e çare olacak, Yedi Ruh, tahtlarından ikinci kez kalkıp doğanın dengesini bir daha düzelmemek üzere değiştireceklerdi. Güç dengeleri oynayacak, eskiye dair çok az şey geri kalacaktı. Kök Tengri düşündü, karar verdi. Buyruk gökten salındı, vakit gelmişti.
Yedi Ruh'un haberi, insanlara ulaştığında;
Bahçesaray, her günki gibi hareketli, ticareti bol bir gün yaşıyordu. Sokaklarda at arabaları, ticaret kervanları fır dönüyor, sabahın ilk ışıkları altında pazarda yer kapma mücadelesi yaşanıyordu. Belki diğerlerinden biraz daha üst seviye tüccarlar ya da kendi deyimleriyle ticaret adamları yerlerinin parası verilmiş ve tutulmuş olduğundan kendilerine bir müddet daha uykuyu hak ettiklerini söylüyorlardı. Sabahın ışıklarında erkenden uyananlar yalnızca tüccarlar değildi, saray ahalisinin bir kısmı ayaktaydı, Tolga Giray Han'ın güneydeki ordu düzenlemeleriyle ilgilenmesine rağmen sarayda hiç entrika dönmüyordu. Entrikadan sayılacak tek şey, bugün erken uyananlardan biri olan Kok Tug Kam'ın, Lord Tanzin'in elçiliğini basmasıydı. Bunun sonucunda yaşanmış gibi görünen başarısız suikast girişimi sanki farklı nedenlerden dolayı gerçekleşmişti. Ama Kok Tug Kam bu durumu halletti, görelim nasıl halletti:
O sabah tüccarlar ve saray ahalisinden başka, tapınaktaki tapıcılar da erkenden uyandı. Çünkü Börük Ata, tapınağın yüce ateşinin bir değil sekiz olduğunun farkına vardı. Yüce ateşin olduğu yerde aynı büyüklükte, aynı ateş duruyordu. Ama çok hafif yanan, renk renk yedi ateş daha vardı tapınakta. Ateşler birden söndü, ancak yüce ateş ve sağ yanındaki yeşil ateş eskisinden daha parlaktı. Tüm tapınak halkının uyanması uzun sürmedi, ancak Kok Tug Kam, yine esrarengiz bir biçimde kaybolmuştu. Tapınaktakiler, yüce ateş önünde eğilerek Gök Tanrı'ya dua ederken, 1244. devrin 2. Lu Yılının (17. yılı) 4. Ayının 14. Günü, Kok Tug Kam bir kez daha Tengri'nin huzuruna çıktı, son kez değil.
-Sana yeni bir yüz bahşediyorum, ve eskisini ateşler içinde yok etmek için de bir şans. Neyse ki çok büyümedi bu olay, Erlik Han ile olan anlaşmamızı son gelene kadar yıkmam.
-Kok Tug Kam, Yedi Ruh var ne yerin altında, ne yerin üstünde. Ölümlülerden uzak, ölümsüzlerden uzak ve ölülerden uzak. Bu Yedi Ruh, ne kadar uzak olursa olsun doğada denge denebilecek ne varsa yönetir. Yedi dağı aşınca, yedi ormanı geçince, yedi nehri yüzünce; yedi tahtta yedi taçla oturan yedi ruhu görebilirsin ancak. Hiçbir insanın yedi ruhu görmediği sanılsa da onlarla ilgili bir de kehanet vardı: Bitmeyen Efsaneler, Bitmeyen Bekleyiş'e çare olacak, Yedi Ruh, tahtlarından ikinci kez kalkıp doğanın dengesini bir daha düzelmemek üzere değiştirecekler. Güç dengeleri oynayacak, eskiye dair çok az şey geri kalacak. Menomunduz tuhaf bir boyuttur, orada tehlikeli hiçbir şey yoktur. Orada su akar sesi çıkmaz, dağ oynar gören olmaz. Aylarca, yıllarca, devirlerce yürüyüp kimseyi görmezsin. Orayı, insandan uzak olsun diye yarattım, ama eninde sonunda insan da oraya ulaşacaktı. Orada ateşin, suyun, toprağın, havanın, doğanın, ölümün ve yaşamın yedi ruhu var. Kızıl, mavi, kahverengi, sarı, yeşil, siyah ve beyaz. Doğanın Ruhu, size gönülden bağlı olan Ötüken Ana'dan başkası değildir. Eminim ki elinden geleni yapacaktır. Eski bir kehanet var, sizin önceden yaşadığınız yerin uzağında. Söyleyen ozanı beyaz tenliler öldürdü, ancak doğru demişti. "Yedi düğümü çözen yedi cihana hakim olur." Ruhların sözleri düğüm gibidir, sözlerini çözersen, güçlerini bahşederler.
Kok Tug Kam, tek bir söz bile söyleyemeden kendini tekrar dünyada buldu. Ama Tanrı'nın huzuruna geçmeden önce durduğu yerde eski vücudu duruyor, kendisi aynı kıyafetlerle onun karşısında duruyordu. Eski vücudunu pelerininden tutarak yerde sürükledi peşinden. Tüccarların ticaret yaptığı pazar meydanına gelene kadar yolunu şaşıran ruhlardan birini eski bedenine soktu. Adamın can çekişirken çıkardığı sesler insanın içini yakıyordu. Pazara giden sokaklardan birinde adamı pazar meydanına kadar fırlattı. İtiraf et! diye tekrarladı. O sırada Lord Tanzin, yeni gelen ticaret kafilesine uygun bir yer seçerken yerde can çekişen adamı gördü. Onun elçiliğini basan adam olduğu besbelliydi! Tabi ki yanılıyordu.
İtiraf et hain! Müttefiklerimizle birbirimize düşmemiz için nasıl kılık değiştirdiğini itiraf et! Kimdir senin efendin, nereden geliyorsun?
Yerde yatan bedene giren ruh, başladı ağlaya ağlaya konuşmaya:
Güney, güney, efendimi ... söylemem, söylemem .... söylemem. diye ağlamaya başladı adam. Kok Tug Kam'ın elinde bir ateş topu belirdi. Beden yanarak yok oldu. Lord Tanzin'in yüzünde bir tatmin ifadesi belirirken, Kok Tug Kam ve ruh, farklı bir alemde karşı karşıyaydı.
Ne yazık ki müsade edemem. dedi Kok Tug Kam. Ve sahipsiz ruh, üzgün ama kabullenen bir ifadeyle başını eğdi. Ruh, binbir parçaya bölünüyormuş gibi kayboldu ortadan. Parçalar da yok oldu. Ruhun bir daha geri gelip konuşması imkansızdı.
Ordugâha haber ulaştığında;
Tolga Giray Kağan, güneydeki orduların düzenlenmesiyle uğraşırken boş durmak istememişti. En iyi yaptıkları iş olan atlı okçuluğu savaşlarda da kullanmaları gerektiğinin farkına varmıştı artık. Farklı medeniyetlerin usulü birliklerle gerektiği gibi saldırı ve savunma yapamıyorlar, ordularını gerçekten vurucu bir güç veremiyorlardı. Bunun üzerine buyruk verildi. Sekiz yüz kişi, talimleri devam eden 1700 kişiye ek olarak özel olarak toplandı. Bileği ve gözü kuvvetli yiğitlerden geçilen şehirlerden toplandı. Bizzat Tolga Giray Kağan'ın da eğitim vermesiyle, önce okçuluk, sonra at biniciliği alanında kendilerini çok geliştirdiler. Tatar Hanlığı'nın elit birlikleri olacak olan bu askerler, uzun ve yorucu talimlerden sonra, -at üstünde rasgele hareket eden hedef tahtasına at üstünde hareket ederken nişan alıyorlardı- birkaç kişinin beceremeyip atılmasıyla iki grup halinde ordunun sağında ve solunda yer alıyorlardı. 1700 savaşçının da eğitiminin tamamlanmasıyla, Tolga Giray Kağan, şehir garnizonlarını güçlendirerek Bahçesaray'a dönmek için hazırlandı.
Çadırlar toplandı, ateşler söndü. Yüce Kağan, artık büyük başkentine dönmek üzereydi ki Kuzey'den esen rüzgarla çok hızlı ilerleyen bir Kuzey Kartalı, elindeki parşömeni kağanın hemen önüne bırakıp kuşlar için yapılmış olan bir çeşmeden su içmeye başladı. Normallerinden iri olan kartalın konmasıyla uzun bir süredir öten bülbüller, kanaryalar ve diğer küçük kuşlar kaçıştı. Kartal suyu içmiyordu, etrafa döke döke garip hareketler yapıyordu. Tolga Giray Kağan, parşömeni açıyordu ki kartalın suyu ziyan etmediğini fark etti. Suyun bulunduğu oval alandan değişik ışıklar ve Kok Tug Kam'ın sesi geliyordu.
Yedi Ruh'un yönettiği, elementlerin kendi sınırları olan ve herşeyin bir element gibi bükülebildiği Menomunduz'un kapıları insanlara açıldı. Yedi Ruh, birbiriyle uyum ve savaş içindeki muazzam güçler. Onlarda Kök Tengri'nin yapıcı gücünden çok yıkımın gücü hissedilir. Ama hiçbiri yıkımın gücünü insanlar üstünde kullanamaz, buna asla yetkileri yoktur. Yine de bizi reddedip reddetmemek konusunda Kök Tengri, yaptığı anlaşmaya bağlı kalmak istiyor. Binlerce yıllık, başını hatırlayamadığım hayatımda nadiren gördüğüm Ötüken Ana, Doğa'nın Kudretli Kadınefendisi, her zaman olduğu gibi yine bizim yanımızda. Diğerleriyle anlaşmamıza yardım edecek mi bilmiyorum, ama en azından gönlünü almamız gereken 6 ruh var. Onlar kendileri uğrunda adak istemezler, kendilerine adanan tapınaklar yapılmasını istemezler. Tek istedikleri, muazzam yalnızlıklarının dostane ilişkilerle son bulması. Birbirlerinin şamanları yıllarca savaştı. Elbet bu savaşın galibi Tatar şamanları, yani doğanın şamanları oldu. Ama batının bilge druidleri, doğunun hain cadıları, kuzeyin buz büyücüleri, çöllerdeki kahinler, Anadolu'nun bilge rahipleri, İran'ın keskin dilli falcıları... Nice zamandır savaşırlar. İnsanlar onların dişlerine göre bir dost olmayacaktır. Bizimle uzun yıllar boyunca sürecek dostluklar kuramazlar. Aralarındaki savaş bir son bulursa eğer, belki de savaşmaktan bıkmayan ruhların dikkatini insanların savaşı çekebilir.
Kuzey'in kartalı, kanatlarını çırparak kuzey rüzgarına karşı uçtu. Parşömen'deki yazılar Kok Tug Kam'ın sözlerinin aynısıydı. Ordu Bahçesaray'a dönmeye hazırken, Ruhların Boyutu'nda geçeceklerden tamamen habersizlerdi.
_______________________
- Kaynak Keşfi x5 (Börük Ata) -5 Üretim
- Araştırma: Omniscience -18 Gelişim -18 Askeri
- Büyü Okulu (Aqmescit-Gölge) -10 Gelişim -10 Üretim
- 14 (7000)x Populasyon Artırmak -14 Gelişim
- Asker Üretimi: 13(1690) Savaşçı (Atakan) -13 Askeri
- Asker Üretimi 6(780) Atlı Okçu (Atakan) -30 Askeri
Dilek: Kaynakların Azalmaması
Dilek: Büyü ve Dilek Başarı Şansı
Dilek: Nükleer Güç Araştırmasında İndirim
Dilek: Askerlerime Güç
Dilek: Gizli Şeyler Olsun Mu Tekrar?
Büyü Denemesi: Taş Duvar
Büyü Denemesi: Gizli Örgütler
Büyü Denemesi: Işık Aurası
Büyü Denemesi: Ruhsal İrade
Büyü Denemesi: Ruhların Çağrısı
Büyü Denemesi: Elementsel Ruh
Büyü Denemesi: Ruh Boyutu
Büyü Denemesi: Hortum
Büyü Denemesi: Gölge Sisi
Büyü Denemesi: Kızıl Şimşek
Büyü Denemesi: Güç Kalkanı
Büyü: Hiç'in Kullanımı
Boyut Kapıları: Bahçesaray - Ötegen
Fazla mı deneme var ne?
Nüfus Dağılımı (4530 Serbest Nüfus)
1530 kişi ---> Bahçesaray
1000 kişi ----> Aqmescit
Geri Kalanlar ---> Diğer 13 şehrime eşit sayıda dağılacak.
Asker Dağılımı:
400'er mızraklı --> Bolmaqa, Ötegen, Arasan
600 savaşçı --> Akayiye

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder