26 Kasım 2011 Cumartesi

15. Bölüm - Füzeler




Bir elçi daha...

Bahçesaray'a gelen Serbest Adalar Birliği elçisi, Hansaray kapılarından adap öğrenmiş gibi  başını eğerek ve ağır ağır geçerek Tolga Giray Kağan'ın şüpheci bakışları altında eteğini öptükten sonra diz vurdu. Bu elçi olduğunun göstergesiydi ama kralın adına konuşacağı için ayağa kalktı. Tatarcası ve kendi dillerinde olanı bulunan iki parşomen uzattı Tolga Giray Kağan'a ve konuştu:

Aqyar harabelerini kullanmamız karşılığında serbest geçiş hakkı tanıyoruz.

Tolga Giray, elindeki parşömeni incelerken Şu yaratıkla biraz da korsanlar uğraşsın. diye düşündü. Kağıt ile birlikte yeni yaptırtmış olduğu çalışma masasına yöneldi. Orada yabancı ve yerli tüccarların verdiği bilgilerle çizdiği harita üstünden Aqyar harabelerine mavi bir iz koyduktan sonra mührünü kağıda bastı. Daha sonra da bir mektup yazarak Kardeş Lordlar Meclisi'ne ulaştırılmasını söyledi. Tolga Giray, belli etmeden de olsa Adalar'ı biraz karıştırarak kazanç sağlayabileceğini düşünüyordu.


Tolga Giray Kağan'dan Kardeş Lordlar Meclisi'ne


Güçlü ticaret ortağımız Serbest Adalar Birliği'nin yöneticileri, siz de kabul edin ki Mistanza'da ben, Bahçesaray'da siz bir elçilik açın. Böylece kuvvetlenmesini istediğimiz bağlarımız kuvvetlenir, ilişkilerimizi daha kolay devam ettiririz. Siz aranızda bir lider ya da temsilci belirleyin ki ben işlerimi onun elçisiyle halledeyim, o da Tatar Kağanı'nın elçisiyle görüşsün.

...

                                                                                                              Tatar Tolga Giray Kağan


 Bahçesaray'dan ayrılan başka bir elçi...


100 Tank ve başlarında  Taskun, Bahçesaray'dan ayrılıyordu. Eski Aqyarlı, yeni Akayiyeli Taskun, bir süredir Akay Şad'ın danışmanıydı. Ona halkla ilgili işlerde çok yardım etmişti Taskun, ve şimdi belki de bir ödül olarak çok önemli bir göreve sahipti. 100 Tank ve 500 kişi ile birlikte Selene Medeniyeti'ne gidecek, orada Kral Pollux'tan da izin alarak sınırların korunmasına yardımcı olacaktı. Bahçesaray'dan ayrıldıklarında vakit geceydi. Hızlı yol alarak kolay bir yolculukla Akayiye'ye vardılar. Orada mallarına gemilerine yükledikten sonra güneş ışığı altında yolculuğa çıktılar. Bu elçinin geleceğinden haberdar olan Selene gemileri, bir yerden sonra onlara refakat etmeye başladılar.


Ocaklar...

Bahçesaray'daki İlmiye Ocakları ve Askeriye Ocakları, birlikte çalışarak yeni bir silah bulmuşlardı. İnsan boyuyla hemen hemen aynı olan bu silah, atıldığı yerde büyük yangınlara neden oluyordu. Bu silah denenmemişti, denenmesi gaddarlıktı, denenmesi zalimlikti, denenmesi bir çok insanın ölümüne yol açacaktı. Ufak çaptaki denemeler silahın yıkıcılığını doğruluyordu ancak gerektiğinde silaha güvenebileceklerini nereden öğreneceklerdi? Bu yüzden ne olursa olsun bu silah denenmeliydi.


Börük'ün Rüyası...

Börük Ata, şaman olduğu için rüyaları çok iyi yorumlardı, dedikleri çıkardı. Ama son gördüğü rüyayı neye yorumlaması gerektiğine bir türlü karar veremiyordu. Uzun bir süre de kendisi düşünmüştü bu rüyanın anlamını. Akay'ın yaşlanıp elindeki kılıcı suya karşı tutması ve suyun köpürmesi... Bunu herhangi bir anlama yormak zor değildi, ancak o kadar çok yere uzatılabilirdi ki bu! Börük defalarca kez yorumlamaya çalıştı, ama ruhlar ona hepsinin yanlış olduğunu söylüyordu. O da inadını kırmak zorunda kaldı.

Bir gecenin karanlığı altına gizlenen şaman, o gün Bahçesaray'dan ayrılanlar kervanına katıldı. Yaşlı şaman, üstünde her zaman giydiği giysiler, elinde her zaman tuttuğu asa ile yine her zamanki gibi gece Bahçesaray'da olmayacaktı. Bu gece sanki kaderin ağları örülsün diye uzatılmış gibiydi. Sabaha kadar anca yürünecek yolu aştı Börük, ve kendini Aqyar'ın sularında buldu. Rüzgarla hızlı akan su ve uzaktaki Aqyar harabeleri Börük için hiçbir şey ifade etmiyordu. Kötü ruhların dolaştığı Aqyar harabeleri, demek ki en baştan terkedilmeliydi.

Börük, mecbur kalmasa gitmezdi ama yeryüzündeki en büyük rüya yorumcusuna gitmek kaderinde vardı. Bu rüyayı yorumlamak, Bitmeyen Hikayeler'in bir kısmını öğrenmekti. Ve Börük'ün kalbi belki de ilk defa bu kadar heyecanla atıyordu. En büyük rüya yorumcusu Yılkı Kraliçesi, Börük'ü bekliyordu. Börük de karşı koyamadı ve ormanın kadın efendisinin yanında buldu kendini.
 

________________________

  1. Araştırma: Soğuk Savaş                       -5 Gelişim    -5 Üretim    -5 Askeri
  2. Araştırma: Füzeler                               -15 Gelişim  -15 Üretim  -15 Askeri
  3. 5x Kaynak Keşfi (Börük Ata)                                 -5 Üretim
  4. Büyü Okulu Kurmak (Ölüm)                -10 Gelişim -10 Üretim -10 Askeri
  5. 4x (520) Tank (Atakan)                                                            -36 Askeri
  6. 5x Şehir Kurmak                                  -5 Gelişim   -20 Üretim
  7. 11x Populasyon Artırmak                     -10 Gelişim
  8. Lider Üretimi: Taskun (Büyümeci)

DİPLOMASİ

Elu'nun kabul edeceği, çok fazla tehlikede olmayan bir yerde şehir kurmak istiyorum onun sınırlarında. Şehir onun sınırları içinde kalacak ve iki hükümdara da bağlı olacak. Anlaşmanın şartları şunlar:

  • Şehir limanında iki ülke de gemi bulundurabilir.
  • Taskun ya da şehrin başka bir lideri, iki kralın da izni olmadan hareket edemez.
  • Şehrin vergileri şehrin liderine aittir.
  • Şehrin ticaret geliri Tatar Hanlığı'na aittir.
  • Şehirde iki ülkenin tüccarlarına ticaret ve hukuk alanlarında ayrıcalık tanınacaktır.
  • Eğer istenirse şehre 2 ile 40 kişi arasında bir denetleme komisyonu kurulabilir. Bu komisyonun yarısı Tatar, yarısı Selene olacaktır.
Serbest Adalar Birliği ile ilgili:

  • İki ülke başkentlerinde elçilik kuracak, böylece daha kolay haberleşecektir.

Elçiler bir kişi adına konuşacaklarından aralarından birini bu iş için seçmeliler.


NÜFUS DAĞITIMI

Yeni kurulan her şehir +500
Bahçesaray +780
Ötegen +500
Aqmescit +500
Bozyurt +100
Arasan +100
Bolmaqa +250
Yeniyurt +250

520'si Tank üretimine gitti. Tanklar 100'er 100'er yeni şehirlere. 100 tanesi Tascuno'ya gidecek, 20si de Atil'e eklensin.


Dilek: Populasyon artırımından gelen isyan ihtimalinin düşmesi.
Dilek: Kaynakların azalmaması
Büyü Denemesi: Görünmeyen Duvarlar
Büyü Denemesi: Kapanan Güneş
Büyü Denemesi: Karanlık Fısıltılar


 Şehirlerin Konumları

13 Kasım 2011 Pazar

14. Bölüm - Yeni Umutlar


Debur sona eriyor...

   Tatar Yurdu'nun dört bir yanını kasıp kavuran, saygısız, ahlaksız ve hayırsız isyanlar, çok az insan kaybıyla sona ermişti. Ama Tatarlar, çok nadir yaptıkları birşeyi haksızca yapmışlardı. Tatar olan bir lidere baş kaldırmanın cezası töreye göre ölümdü, ama onları kışkırtanlar başka ülkelerden gelen casuslar olduğundan sadece direnenler öldürüldü. Bunun buruk sevincini yaşayan Tolga Giray, Börük Ata ile sarayında konuşmaktaydı.

   Bir Tatar Hakanı'nı tahtından indirmeye çalışmak öyle kolay şey değildir Tolga Giray. Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir?

   Tolga Giray, saray avlusunda serin rüzgarlar yanından eserek saçlarını uçuştururken gözleri tek bir noktaya dikilmiş, öylece duruyodu. Gecenin karanlığı altında kalmışlardı ve etrafları da buruk acılarına eşlik ediyordu sanki. Uzakta, ufukta bir siluet, eskinin yüce hakanlarından biri olduğu belli olan siluet, sanki Börük Ata'nın bu sözleri söylemesinden sonra kendi sözünü sahiplenmek istercesine belirmiş ve hatta Tolga Giray'a göz kırpmıştı.

Aqyar meselesinin çözümü...

O gün, Tatar Yurdu'nun dört bir yanından gelen yöneticiler, isyanın bastırılışını ve mühendislik alanındaki son gelişmelerikutlamak ve bir an önce hayata geçirebilmek için Bahçesaray'da toplanmışlardı. Önemli boyların beyleri de taht odasında yerlerine kurulmuş, kımızlarını yudumlarken loş ateşin altında bir sır perdesi gibi gözüken Tolga Giray'ın silüetine odaklanmışlardı. Ama tüm valilerin mutlu olmasına rağmen Aycan Hatun'un aklı başka yerdeydi. Ötüken Ana ve Yılkılarla geçirdikleri günler güzeldi, ama şehirlerine döndüklerinde her yer harap olmuştu. Hele sahildeki binalar, görmek bile istenmeyen cinstendi. Tüm bu düşünceler içinde rahat rahat bir dakika bile uyuyamamış Aycan Hatun, bu yüzden Tolga Giray'la göz göze gelerek söz istediğini belli etti. Ayaktaki bir boy beyinin, bol yağlı, Tolga Giray'a Cihan Hükümdarı diye hitap ederek yaptığı konuşma sona erdiğinde, başkalarına izin vermedi.

   Biraz da Aycan Hatun'u dinleyelim. dedi sanki Aycan'ın diyeceklerini anlamış gibi. Aycan, böyle bir hisse kapılmadan ayağa kalkıp kederini böyle dile getirdi.

   Biz Aqyar halkı, ne kadar zenginlik içinde bir halkın evlatları, mutluluk içinde bir Hakan'ın halkı olsak da, daha ilk geldiğimiz günden beri yataklarımıza girerken duyduğumuz korku çok büyük. Sürekli bizden birilerini kaybediyor, gözü yaşlı analarla, gözyaşını içine akıtan babalarla, öksüz yetim yavrularla başbaşa kalıyoruz. Akrabasını kaybetmeyen tek bir kişi bile yok Aqyar'da! Böyle giderse Aqyar diye bir yer kalmayacak. dedikten sonra Aycan Hatun, sözünün bittiğini belli etmek için yerine geri oturdu. Hakan, her zamanki gibi oturduğu yerden konuştu.

   Nice büyüler, nice adaklar bu yaratığı durduramadı. Bükemediğin bileği öp demişler. Bu akşama kadar süre ver, diğer valiler şehri terkedebilirler, ama Aycan Hatun, bu akşam saray misafiridir.

   Tüm valiler ve boy beyleri birer birer Tolga Giray'ın huzurundan diz vurarak ayrılırken bilge kağan, bu soruna bir çözüm bulma ümidiyle düşünüyordu. Ötüken'den gelen Günhan Giray'ın çıkarken söyledikleri adeta ilham vermişti Tolga Giray'a. Günhan'ın, Aybahar ile Aycan da odayı terkederken söylediği sözler aynen şöyleydi:

   Sizi bir gün şehriniz Ötüken'de misafir etmek isteriz. demişti Günhan. Tolga Giray başını sallarken aklından "şehir, şehir, şehir, şehir..." diye geçiriyordu.

Aqyar meselesi çözülende...

   Şehrin özellikle işçi kesimi arasında büyük bir telaş vardı. Kağan'ın buyruğu ile hazırlanmaları emredilmişti. Belliydi ki büyük bir işe kalkışılacaktı. Valiler şehri terkettikten hemen sonra, akşama kadar hazırlanmaları haber edilmişti. Depodaki malzemeler taşınmaya kolay hale getirildi, aletler ve edevatlar çantalara dolduruldu. En temiz ayakkabılarını giydi işçiler o gün, ne kadar temiz olabilirse.

   Aycan Hatun, taht odasına davet edilmişti nihayet. Ona Aybahar Hatun eşlik ediyor, el üstünde tutuluyordu. Tolga Giray'ın çözüm bulmasını canı gönülden istiyor, ama bir yandan kendi içinde ona karşı bir akıl düellosu kuruyordu. O bu sorunu çözememişti, kağan da çözemezse eşit olurlardı. Ama kağanın çözümü, Aycan'ı haksız çıkaracaktı...

   Tekrar hoş geldiniz Aycan Hatun. Aycan Hatun, bu sırada "Hoşbulduk!" der gibi başını salladı. Anladım ki çok sıkıntılar çektiniz, elbet biz buna Börük Atam ile de birlikte düşünüp münasip bir çözüm bulduk. Zaten bu sorun, Büyü Okulları'nda sıkça konuşulan, müritlerin dualarına konu olan bir sorundu. Ama biz, işimizi büyüye bırakmadan ve Gök Tanrı'nın da izniyle bu sorunu çözdük. Aycan Hatun'un meraklı bekleyişi son buluyordu artık. Şehir, olduğu gibi taşınacak, çok benzeri Doğu'da kurulacak.

    Kağan olmak sanıldığı gibi kolay bir iş değildi. Elyurt'a gidecek elçiler şehri terkederken Aycan Hatun ve muazzam işçi ordusu da şehri terkediyor, bir kafile doğuya, bir kafile batıya gidiyordu. Nehire taşınan hazır köprüler sayesinde Aqyar halkı ve tüm malları güvenle taşındı, evler yıkılıp malzemeleri tekrar kullanıldı. Doğu'da, bir nehrin kıyısındaki güvenli bölgeye bir şehir kuruldu. Aslında Kağan'ın isteği şehrin adının Güzelyurt olmasıydı, ama Aqyar halkı Yeniyurt olsun diyince kıramadı. Denizden doğup dörde ayrılan Yalta Nehri'nin kıyısındaki bu şehir, Aqyar Tatarları için yeni bir umut demekti.


_____________________
  1. Araştırma: Yüksek Bilgelik              -20 Gelişim  -20 Üretim  -20 Askeri
  2. 5x Kaynak Keşfi (Börük Ata)                               -5 Üretim
  3. 1x Şehir Kurmak (Yeniyurt)              -1 Gelişim     -4 Üretim
  4. Araştırma: Mühendislik                    -22 Gelişim   -22 Üretim
  5. Lider: Akay Şad (Taktikçi)
  6. Asker Üretimi (100) Büyücü (Atakan)                                   -14 Askeri
  7. Kutsama
  8. Gemi Üretimi (Akayiye) 1 Kadırga 1 Fırkateyn   (Atakan)        -5 Askeri

Dilek: Uzay Mühendisliği Araştırmasında Ucuzluk
Dilek: Çok fazla kaynak keşfi yapıldığı için kaynaklar azalacak.Daha az azalmasını diliyorum.
Büyü Denemesi: Buz Adamlar
Büyü Denemesi: Görünmeyen Duvar
Büyü: Doğa'nın Lütfu

Diplomasi: Elyurt'dun güneyinden güvenli bir biçimde zarar vermeyecek şekilde gemi geçirme izni.

Taşıma: Tüm gemiler Akayiye'ye.


5 Kasım 2011 Cumartesi

13. Bölüm - Debur ve Telaki


 Aycan'ın canına tak edende...

   Aycan Hatun, her gün olduğu gibi yine halkın şikayetlerini dinliyordu. Valiliğinin ilk günlerinde ona gelenler toprak anlaşmazlığı, takas anlaşmazlığı gibi konulardan bahsederken şimdi herkes aynı şeyden bahsediyordu: Büyülerle, kutlarla, askerlerle durdumaya çalıştıkları yaratık ne kadar çok Tatar kanı akıtmış, geride ne kadar çok yaşlı gözler bırakmıştı. Gök Tanrı'ya inançları tamdı, yaratık kağan tarafından durdurulacaktı ama daha ne kadar Tatar kanı akacaktı? Daha ne kadar ferdini yaratığın kollarında kurban edecekti bu millet? İşte bu yüzden Aycan'ın canına tak etti, "Yeter!" diye bağıracaktı neredeyse. Kışlaya koşmaya başladı. Yanından geçtiği insanlar "Kızımı yaratığa verdim!" , "Kalleş yaratık torunumu aldı artık yeter" diye bağırıyorlardı. Her bağırış, Aycan'ın gözyaşlarının daha hızlı yere düşmesine neden olurken, Aycan ihtişamsız kışlaya vardığını bile zor farketmişti.

   Talim yapan askerlerin arasından zorlukla yürüdü. Çauşlar, onu görüp sıraya dizilmişlerdi bile, oysa gözlerinden akan yaşları silerek kararlı bir biçimde konuştu:

    "Yeter artık, üstündeki her şeyle birlikte şehri taşıyoruz!"


Tatar Yurdu iç savaşın eşiğine gelende...

   Öyle ki, son zamanlarda halk pek çok şeyden şikayet ediyordu. Üstelik sadece şikayet etmiş olmak için yapıyorlardı bunu.Şu anda Tatar Yurdu'nda tek sorun ev ve iş sorunuydu ki bu sorun her geçen gün azalıyordu. Kağan bizzat işsizlerin iş bulana kadar bakımını üstlenmiş, evsizlere bedava lojmanlar kurdurtmuştu. Yine de halkın kafasını Erklik Han kurcalıyordu ki sürekli şikayet sebebi arıyorlardı. Bulurlarsa da çözülene kadar ısrarcı bir tavır takınıyorlardı.

   Kağansa artık bu olanlardan çok sıkılmıştı. Buna bir çözüm bulması gerektiğinin farkındaydı. Gök Tanrı'ya dualar etti halkını ıslah etsin diye, ona daklar adadı. Börük Ata'dan birşeyler yapmasını istedi. Börük Ata da bu konudan rahatsızdı ki kabul etti, dergâhını genişletip bir büyü okulu daha kurdurttu. Büyücülerden halkı sakinleştirecek büyükler yapmalarını istedi.


Şad yola çıkanda...

   Şad'a yapılan hain suikast girişimi büyük bir şansla durdurulmuştu ama otuz yaşlarında gösteren Şad, öfkeyle askerlerine emirler yağdırmaya başlamıştı. Askerlerinin bir katili elini kolunu sallaya sallaya içeri sokmasına sinirlenmiş ve biraz da korkmuştu. Hayır hayır, sanıram ki yanlış anladınız. Yiğit olan ölümden korkmaz, ölümü arar. Akay da pek yiğittir, Han oğlu'na da aksi yakışmaz zaten. Ama yiğit, bir yârinden ayrılmaktan bir masumu öldürmekten korkar. Ölmesi demek, bir daha Gündoğdu'ya göremeyeceği demekti. Zaten Gündoğdu'yu ikinci kez gördüğü gece, bir rüyadan kalkar gibi kendi yatağından bulmuştu kendini. Ama gerçekti, aşık, maşuk gerçek mi değil mi anlayamıyorsa aşkı neye yarardı ki?

   Hain suikastin bahsini yazdığı bir mektupta babasına açmıştı. Babası, kendine hiç böyle bir girişimde bulunulmamış olması rağmen bunun normal olduğunu düşünüyor, ancak yine de oğlu için endişelenmekten kendini alamıyordu. Ama Aybahar Hatun, bu haberi duyduğu an yüreğine bir ateş düşmüştü. Oğlunu görmeden rahat edemeyeceği belliydi. Akay Şad'a Kağan'dan gizli bir mektup yazarak onu görmek istediğini söyleyince Şad, Şad bile olsa annesine karşı gelemedi, atına bindiği gibi Bahçasaray yolunu tuttu.


Ötüken'de bir yiğit...

    Ötüken'de halk, belki de uzun süredir Han oraya gelmediğinden unutulduklarına düşünüp isyana meyletmişti. Yüzü aşkın bir grup -ki bu gruptakileri tanıyan, kim olduklarını bilen çıkmamıştı- meydanda askerlere saldırmaya kalkmıştı, ancak tek bir tanesi bile ölmeden durmuşlardı. Halk bir kez daha bu sefer daha büyük sayıda isyana kalkıştı ama Künhan Bey, kanlı bir darbe ve Giray soyunun katlinden bahseden isyancıları durdurmayı başardı. Bu sefer Canköy'ün de katıldığı isyan kansız bastırıldığında elebaşları birer birer öldürüldü. Elebaşlarının çoğu başka ülkelerden gelenlerdendi, bu yüzden halk akıllandı ve akıllarından isyanı çıkarıp tövbeler ettiler. Künhan Bey'in isyanın bastırılmasındaki başarısı Ötüken'de ve Canköy'de konuşulur oldu. Tolga Giray Kağan'a bunun haberi ulaşınca, Atakan'ı da yanına alarak yola çıktı.

   Halk sokaklara dizilmiş tezahüratlar atıyordu. Kağan'ın onca vakit sonra gelmesiyle gözlerinde tekrar bağlılık ve itaat ateşi yanıyordu. Zaten Atakan gibi güçlü savaşçılar Kağan'ın yanındayken ona yapılan hangi isyan başarıya ulaşabilirdi ki? Kağan, sağ yanında Atakan ile halkın arasından mağrurca yürüdü. Ellerde meşaleler tutuşuyor, gökyüzü bir başka parlıyordu Ötüken için bugün. Kağan ve Atakan'a ayak uydurabilmek için soylu kıyafeti giyen Künhan, Kağan'ın önünde saygıyla eğildi. Künhan, Tolga Giray'ın eski hanlardan kalan pelerinini yere eğilerek öptükten sonra Kağan'ı pürdikkat dinlemeye başladı:

"İşitin halkım işitin, ben buraya ayak bastıysam bir kez, burası benim toprağımdır. Başka ayaklara ezdirtmem! Bir Künhan Bey çıkar, hainlerden öcümü alır. Bu yüzdendir ki Künhan benim soyumdandır. Giray soyunun katli! Böyle sapkın hayalleri olanlardan Giray soyunun öcünü alan Künhan, başka hangi soyda olabilirdi ki? Bana ne kadar Tolga Giray diyorsanız, ona da o kadar Künhan Giray deyin. Yüzlerce Tatar sokağa dökülmüş, ihanet etmiş dediklerinde inanmadım. Siz sadece sürüklenmişsiniz. İşte bu yüzden affediyorum sizi."

Kok Tug Kam bir kez daha hikayemize müdahele edende...

   Gök Tanrı'nın önünde silik bir silüetten başkası durmuyordu. Kok Tug Kam, ununu elemiş, eleğini asmış, sırasını savmıştı. Savmıştı da Tatar Yurdu'nda olanlara üzüntüsünü Gök Tanrı'ya anlatmak istedi yine de. Bu yüzden de uçmağda Koru Han hakkında yapılan toplantıdan ayrılıp Bogu Kağan ile birlikte Gök Tanrı'nın önünde diz vurdu.

"Ulular Ulusu Gök Tanrı! Siz her şeyi bilirsiniz, elbet diyeceğimi de bilirsiniz."

   Tanrı'nın bakışları Kok Tug'u delip geçti. Ürkerek biraz geriye çekilen Kok Tug, fazla samimi konuştuğunun farkına vararak özür dilercesine baktı.

"Tatar Yurdu'nda halk sadece Tolga Giray'a değil, sizin sonsuz gücünüze de karşı gelmiyor mu? İzin verin gidip onlara öfkenizi bildireyim."

   Gök Tanrı, izin vermezce başını iki yana salladı ve yavaşça doğruldu. Bakışları Bogu Han'ın üstüne gelince, bir süredir yapmayı beklediği birşeyi yapmaya gitti Bogu Han. Eski Kağan, Tanrı'nın huzurundan ayrılırken Gök Tanrı'nın sesi, sadece Tatar Yurdu'nda değil ona yakın başka ülkelerde de duyuldu.


Tatar-oğlu, ben sana demedim mi? Nasıl sözümden çıkarsın? Yurdunu koru dedim, atanın mirasına ihanet mi edeceksin? Benim kutlayıp da başına koyduğum hanına isyan etme demedim mi? Başına gelenin sonu hayırdır, ben size kötülük etmem! Ne çabuk unuttun Koru Han'ın zulmünü de Tolga Giray'a zalim dersin? Koru Han tam bugün öldü de Ötüken Ana onu yeraltına götürdü. Tolga Giray ise onun tam aksine, yeri benim yanımdır! Unutma Tatar unutma! Sırf sen unutma diye yasaklarımı tekrar söylüyorum size!

   Bogu Han'ın birer birer itmesiyle gökten on taş sütunu düştü yere. Bağçasaray, Akayiye, Aqmescit, Ötüken, Canköy,  Bolmaqa, Atil, Bozyurt, Arasan, Elyurt. Tatar Yurdu'ndaki şehirlere, Gök Tanrı'nın sarsılmaz iradesinin birer sembolü yerleşti.

 Börük Ata'nın Dergâhı (Aslında Hansaray - Bağçasaray, Qırım)

Buyruk Kağan'ımındır...

   Tolga Giray, hiç adeti olmadığı üzere Börük Ata'nın Dergâhı'nı ziyaret etmeye karar verdi. Gittiği vakit, müritlerin şiir yazarak yarıştığı vakitti. Genelde Yurqa adında bir mürit birinci gelir, şiiri halka okunurdu. Ama bugün, onun kadar dişli bir rakibi olacağını nereden bilebilirdi ki?

   Kağan, çok özel bir biçimde karşılanmadı. Hatta kapıyı kendisi itip açtı, havada uçuşan ateşleri izleyerek müritlere katıldı. Birkaç şiiri dinledikten sonra daha iyisini yazabileceğini düşünerek kafasında şiir yazmaya başladı. Birisi hızla ayağa fırlıyor, şiirini heyecanla okuyordu. Sonra da Börük Ata, yerde bağdaş kurmuş halinden istifini bozmadan başını sallayarak reddediyordu. Bakışları da sık sık Tolga Giray'a kayıyordu. Bir kez daha Tolga Giray'a gözleri takılmışken Yurqa, belki de bu bağı koparmak istercesine ayağa kalkıp şiirini okudu. Diğer müritlerin alkışını ve Börük Ata'dan tebrik aldıktan sonra, bu şiirin o ana kadar yazdığı en güzel şiir olduğunu düşünerek sevinçle kapıya doğru ilerledi. Herkes onun kazandığını kabullenmişti ki, Tolga Giray yavaşça ayağa kalkıp şiirini okumaya başladı.

Görmez misin düşmanını?
Sevmez misin sen Hanın'ı?
İster misin yurt bozulsun?
Rüyalara kapılmışsın.

Sonu yok ihanetinin,
Affı zor cehaletinin,
Doğru mudur bu gafletin?
Öz özünü terketmişsin.

Uyan bu kara uykundan,
Çatıştığın öz soyundan,
Ayrılırsan Türk boyundan,
Sen Tanrı'nı pek üzersin.

Gün gelir sen ezilirsin,
Yaptığına üzülürsün,
"Yurdum!" diye ağlaşırsın,
Doğru yoldan ayrılmışsın.

Rüyalara kapılmışsın.
Öz özünü terketmişsin.
Sen Tanrı'nı pek üzersin.
Doğru yoldan ayrılmışsın.

   İşte o gün ilk defa, Tanrı'ya dizilmiş metihler değil halka edilmiş sitemler birinci geldi. Mânidar bir biçimde şiir, yine ilk defa Börük Ata tarafından halka okundu. Börük Ata okuyunca bir başka anlamlı, bir başka heyecan verici olmuştu ki gökyüzünden gelen sesler, halkı bir arada buldu. Halk, Tanrı'nın sesini ve öğüdünü duyduktan sonra kalpleri inanç ve itaat ile dolu, yatmak için evlerine döndüler.


__________________________
  1. Araştırma: Dini Kanun             -7 Gelişim    -7 Üretim    -13 Askeri
  2. Araştırma: Kutsal Eşyalar        -2 Gelişim    -7 Üretim     -7 Askeri
  3. 3x Kaynak Keşfi (Börük Ata)                     -3 Üretim
  4. Büyü Okulu Kurmak (Kanun) -10 Gelişim -10 Üretim
  5. Lider Üretimi: Künhan Giray Bey (Okçu)

Dilek: Yılkıların ve Ötüken Ana'nın Aqyar Halkını 1 Turluğuna Ormanda Koruması
Dilek: Yüksek Bilgelik Araştırmasında Ucuzluk
Büyü:  Hiç'in Kullanımı
Büyü Denemesi: Buz Adamlar
Büyü Denemesi: Yükselen Alevler
Kutsal Eşya: Kanun Abideleri