18 Şubat 2012 Cumartesi

19. Bölüm - Yedi Ruh



Yedi Ruh vardı ne yerin altında, ne yerin üstünde. Ölümlülerden uzak, ölümsüzlerden uzak ve ölülerden uzak. Bu Yedi Ruh, ne kadar uzak olursa olsun doğada denge denebilecek ne varsa yönetirdi. Yedi dağı aşınca, yedi ormanı geçince, yedi nehri yüzünce; yedi tahtta yedi taçla oturan yedi ruhu görebilirdiniz ancak. Hiçbir insanın yedi ruhu görmediği sanılsa da onlarla ilgili bir de kehanet vardı: Bitmeyen Efsaneler, Bitmeyen Bekleyiş'e çare olacak, Yedi Ruh, tahtlarından ikinci kez kalkıp doğanın dengesini bir daha düzelmemek üzere değiştireceklerdi. Güç dengeleri oynayacak, eskiye dair çok az şey geri kalacaktı. Kök Tengri düşündü, karar verdi. Buyruk gökten salındı, vakit gelmişti.


Yedi Ruh'un haberi, insanlara ulaştığında;

Bahçesaray, her günki gibi hareketli, ticareti bol bir gün yaşıyordu. Sokaklarda at arabaları, ticaret kervanları fır dönüyor, sabahın ilk ışıkları altında pazarda yer kapma mücadelesi yaşanıyordu. Belki diğerlerinden biraz daha üst seviye tüccarlar ya da kendi deyimleriyle ticaret adamları yerlerinin parası verilmiş ve tutulmuş olduğundan kendilerine bir müddet daha uykuyu hak ettiklerini söylüyorlardı. Sabahın ışıklarında erkenden uyananlar yalnızca tüccarlar değildi, saray ahalisinin bir kısmı ayaktaydı, Tolga Giray Han'ın güneydeki ordu düzenlemeleriyle ilgilenmesine rağmen sarayda hiç entrika dönmüyordu. Entrikadan sayılacak tek şey, bugün erken uyananlardan biri olan Kok Tug Kam'ın, Lord Tanzin'in elçiliğini basmasıydı. Bunun sonucunda yaşanmış gibi görünen başarısız suikast girişimi sanki farklı nedenlerden dolayı gerçekleşmişti. Ama Kok Tug Kam bu durumu halletti, görelim nasıl halletti:

O sabah tüccarlar ve saray ahalisinden başka, tapınaktaki tapıcılar da erkenden uyandı. Çünkü Börük Ata, tapınağın yüce ateşinin bir değil sekiz olduğunun farkına vardı. Yüce ateşin olduğu yerde aynı büyüklükte, aynı ateş duruyordu. Ama çok hafif yanan, renk renk yedi ateş daha vardı tapınakta. Ateşler birden söndü, ancak yüce ateş ve sağ yanındaki yeşil ateş eskisinden daha parlaktı. Tüm tapınak halkının uyanması uzun sürmedi, ancak Kok Tug Kam, yine esrarengiz bir biçimde kaybolmuştu. Tapınaktakiler, yüce ateş önünde eğilerek Gök Tanrı'ya dua ederken, 1244. devrin 2. Lu Yılının (17. yılı) 4. Ayının 14. Günü, Kok Tug Kam bir kez daha Tengri'nin huzuruna çıktı, son kez değil.

-Sana yeni bir yüz bahşediyorum, ve eskisini ateşler içinde yok etmek için de bir şans. Neyse ki çok büyümedi bu olay, Erlik Han ile olan anlaşmamızı son gelene kadar yıkmam.

-Kok Tug Kam, Yedi Ruh var ne yerin altında, ne yerin üstünde. Ölümlülerden uzak, ölümsüzlerden uzak ve ölülerden uzak. Bu Yedi Ruh, ne kadar uzak olursa olsun doğada denge denebilecek ne varsa yönetir. Yedi dağı aşınca, yedi ormanı geçince, yedi nehri yüzünce; yedi tahtta yedi taçla oturan yedi ruhu görebilirsin ancak. Hiçbir insanın yedi ruhu görmediği sanılsa da onlarla ilgili bir de kehanet vardı: Bitmeyen Efsaneler, Bitmeyen Bekleyiş'e çare olacak, Yedi Ruh, tahtlarından ikinci kez kalkıp doğanın dengesini bir daha düzelmemek üzere değiştirecekler. Güç dengeleri oynayacak, eskiye dair çok az şey geri kalacak. Menomunduz tuhaf bir boyuttur, orada tehlikeli hiçbir şey yoktur. Orada su akar sesi çıkmaz, dağ oynar gören olmaz. Aylarca, yıllarca, devirlerce yürüyüp kimseyi görmezsin. Orayı, insandan uzak olsun diye yarattım, ama eninde sonunda insan da oraya ulaşacaktı. Orada ateşin, suyun, toprağın, havanın, doğanın, ölümün ve yaşamın yedi ruhu var. Kızıl, mavi, kahverengi, sarı, yeşil, siyah ve beyaz. Doğanın Ruhu, size gönülden bağlı olan Ötüken Ana'dan başkası değildir. Eminim ki elinden geleni yapacaktır. Eski bir kehanet var, sizin önceden yaşadığınız yerin uzağında. Söyleyen ozanı beyaz tenliler öldürdü, ancak doğru demişti. "Yedi düğümü çözen yedi cihana hakim olur." Ruhların sözleri düğüm gibidir, sözlerini çözersen, güçlerini bahşederler.

Kok Tug Kam, tek bir söz bile söyleyemeden kendini tekrar dünyada buldu. Ama Tanrı'nın huzuruna geçmeden önce durduğu yerde eski vücudu duruyor, kendisi aynı kıyafetlerle onun karşısında duruyordu. Eski vücudunu pelerininden tutarak yerde sürükledi peşinden. Tüccarların ticaret yaptığı pazar meydanına gelene kadar yolunu şaşıran ruhlardan birini eski bedenine soktu. Adamın can çekişirken çıkardığı sesler insanın içini yakıyordu. Pazara giden sokaklardan birinde adamı pazar meydanına kadar fırlattı. İtiraf et! diye tekrarladı. O sırada Lord Tanzin, yeni gelen ticaret kafilesine uygun bir yer seçerken yerde can çekişen adamı gördü. Onun elçiliğini basan adam olduğu besbelliydi! Tabi ki yanılıyordu.

İtiraf et hain! Müttefiklerimizle birbirimize düşmemiz için nasıl kılık değiştirdiğini itiraf et! Kimdir senin efendin, nereden geliyorsun?

Yerde yatan bedene giren ruh, başladı ağlaya ağlaya konuşmaya:

Güney, güney, efendimi ... söylemem, söylemem .... söylemem. diye ağlamaya başladı adam. Kok Tug Kam'ın elinde bir ateş topu belirdi. Beden yanarak yok oldu. Lord Tanzin'in yüzünde bir tatmin ifadesi belirirken, Kok Tug Kam ve ruh, farklı bir alemde karşı karşıyaydı.

Ne yazık ki müsade edemem. dedi Kok Tug Kam. Ve sahipsiz ruh, üzgün ama kabullenen bir ifadeyle başını eğdi. Ruh, binbir parçaya bölünüyormuş gibi kayboldu ortadan. Parçalar da yok oldu. Ruhun bir daha geri gelip konuşması imkansızdı.

Ordugâha haber ulaştığında;

Tolga Giray Kağan, güneydeki orduların düzenlenmesiyle uğraşırken boş durmak istememişti. En iyi yaptıkları iş olan atlı okçuluğu savaşlarda da kullanmaları gerektiğinin farkına varmıştı artık. Farklı medeniyetlerin usulü birliklerle gerektiği gibi saldırı ve savunma yapamıyorlar, ordularını gerçekten vurucu bir güç veremiyorlardı. Bunun üzerine buyruk verildi. Sekiz yüz kişi, talimleri devam eden 1700 kişiye ek olarak özel olarak toplandı. Bileği ve gözü kuvvetli yiğitlerden geçilen şehirlerden toplandı. Bizzat Tolga Giray Kağan'ın da eğitim vermesiyle, önce okçuluk, sonra at biniciliği alanında kendilerini çok geliştirdiler. Tatar Hanlığı'nın elit birlikleri olacak olan bu askerler, uzun ve yorucu talimlerden sonra, -at üstünde rasgele hareket eden hedef tahtasına at üstünde hareket ederken nişan alıyorlardı- birkaç kişinin beceremeyip atılmasıyla iki grup halinde ordunun sağında ve solunda yer alıyorlardı. 1700 savaşçının da eğitiminin tamamlanmasıyla, Tolga Giray Kağan, şehir garnizonlarını güçlendirerek Bahçesaray'a dönmek için hazırlandı.

Çadırlar toplandı, ateşler söndü. Yüce Kağan, artık büyük başkentine dönmek üzereydi ki Kuzey'den esen rüzgarla çok hızlı ilerleyen bir Kuzey Kartalı, elindeki parşömeni kağanın hemen önüne bırakıp kuşlar için yapılmış olan bir çeşmeden su içmeye başladı. Normallerinden iri olan kartalın konmasıyla uzun bir süredir öten bülbüller, kanaryalar ve diğer küçük kuşlar kaçıştı. Kartal suyu içmiyordu, etrafa döke döke garip hareketler yapıyordu. Tolga Giray Kağan, parşömeni açıyordu ki kartalın suyu ziyan etmediğini fark etti. Suyun bulunduğu oval alandan değişik ışıklar ve Kok Tug Kam'ın sesi geliyordu.

Yedi Ruh'un yönettiği, elementlerin kendi sınırları olan ve herşeyin bir element gibi bükülebildiği Menomunduz'un kapıları insanlara açıldı. Yedi Ruh, birbiriyle uyum ve savaş içindeki muazzam güçler. Onlarda Kök Tengri'nin yapıcı gücünden çok yıkımın gücü hissedilir. Ama hiçbiri yıkımın gücünü insanlar üstünde kullanamaz, buna asla yetkileri yoktur. Yine de bizi reddedip reddetmemek konusunda Kök Tengri, yaptığı anlaşmaya bağlı kalmak istiyor. Binlerce yıllık, başını hatırlayamadığım hayatımda nadiren gördüğüm Ötüken Ana, Doğa'nın Kudretli Kadınefendisi, her zaman olduğu gibi yine bizim yanımızda. Diğerleriyle anlaşmamıza yardım edecek mi bilmiyorum, ama en azından gönlünü almamız gereken 6 ruh var. Onlar kendileri uğrunda adak istemezler, kendilerine adanan tapınaklar yapılmasını istemezler. Tek istedikleri, muazzam yalnızlıklarının dostane ilişkilerle son bulması. Birbirlerinin şamanları yıllarca savaştı. Elbet bu savaşın galibi Tatar şamanları, yani doğanın şamanları oldu. Ama batının bilge druidleri, doğunun hain cadıları, kuzeyin buz büyücüleri, çöllerdeki kahinler, Anadolu'nun bilge rahipleri, İran'ın keskin dilli falcıları... Nice zamandır savaşırlar. İnsanlar onların dişlerine göre bir dost olmayacaktır. Bizimle uzun yıllar boyunca sürecek dostluklar kuramazlar. Aralarındaki savaş bir son bulursa eğer, belki de savaşmaktan bıkmayan ruhların dikkatini insanların savaşı çekebilir.

Kuzey'in kartalı, kanatlarını çırparak kuzey rüzgarına karşı uçtu. Parşömen'deki yazılar Kok Tug Kam'ın sözlerinin aynısıydı. Ordu Bahçesaray'a dönmeye hazırken, Ruhların Boyutu'nda geçeceklerden tamamen habersizlerdi.


_______________________
  1. Kaynak Keşfi x5   (Börük Ata)                                          -5 Üretim
  2. Araştırma: Omniscience                              -18 Gelişim                             -18 Askeri
  3. Büyü Okulu (Aqmescit-Gölge)                   -10 Gelişim     -10 Üretim
  4. 14 (7000)x Populasyon Artırmak                           -14 Gelişim
  5. Asker Üretimi: 13(1690) Savaşçı (Atakan)                                                -13 Askeri
  6. Asker Üretimi 6(780) Atlı Okçu (Atakan)                                                  -30 Askeri



Dilek: Kaynakların Azalmaması
Dilek: Büyü ve Dilek Başarı Şansı
Dilek: Nükleer Güç Araştırmasında İndirim
Dilek: Askerlerime Güç
Dilek: Gizli Şeyler Olsun Mu Tekrar?
Büyü Denemesi: Taş Duvar
Büyü Denemesi: Gizli Örgütler
Büyü Denemesi: Işık Aurası
Büyü Denemesi: Ruhsal İrade
Büyü Denemesi: Ruhların Çağrısı
Büyü Denemesi: Elementsel Ruh
Büyü Denemesi: Ruh Boyutu
Büyü Denemesi: Hortum
Büyü Denemesi: Gölge Sisi
Büyü Denemesi: Kızıl Şimşek
Büyü Denemesi: Güç Kalkanı
Büyü: Hiç'in Kullanımı
Boyut Kapıları: Bahçesaray - Ötegen
Fazla mı deneme var ne?



 Nüfus Dağılımı (4530 Serbest Nüfus)

1530 kişi ---> Bahçesaray
1000 kişi ----> Aqmescit
Geri Kalanlar ---> Diğer 13 şehrime eşit sayıda dağılacak.

Asker Dağılımı:

400'er mızraklı --> Bolmaqa, Ötegen, Arasan
600 savaşçı     --> Akayiye 

28 Ocak 2012 Cumartesi

18. Bölüm - Uyanış




Tanrılar bir kez daha ve son kez olmamak üzere Dünya'ya uzananda...

Tatar ordusu seferden vazgeçip geri dönmüşlerdi. Kendi sınırlarına vardıklarında bir gözcü kulesinden diğerine haberler iletildi ve onların varacakları zamandan çok daha önce Bahçesaray bu durumdan haberdar oldu. Kötü büyülerin ve acımasızca kullanılan füzelerin etkisiyle Bahçesaray'a büyük hasarlar almıştı. Bu hasarların telafisi için gerekli işlemlere Aybahar Hatun çoktan başlamıştı bile. Bu felaketler sonucu halk, kağanın öldüğünü ve onları koruyan gücün kalktığını sanıp isyana yeltenmişlerse de Aybahar Hatun'a duydukları güven ve ortaya çıkan garip adamın yardımıyla isyan daha çıkmadan bastırılmıştı.

O garip adam, yine birkaç kişinin gözlerine yakalansa da büyük oranda farkedilmeden şehirde belirmişti. Kapşon içinde yaşlı mı genç mi, erkek mi kadın mı anlaşılmıyordu. Doğrudan Lord Tanzin'in elçi olarak kalmaya devam ettiği ve savaştan haber beklediği elçiliğe gitti. Kapı, çatırtılar içinde alev alıp yok oldu. Tanzin'in şaşkınlığı içeri giren kapşonlu adamı görünce öfkeye dönüştü ve kılıcını havaya kaldırarak adama doğru koşmaya başladı. Ancak kılıç, ocakta ısıtılmış gibi akkor hâle geldi ve Tanzin'in elini yaktı. Raflardaki kitaplar yere yıkıldı, içinde sıvı olan şişeler kırıldı ve kitaplar ıslandı. O sırada gizemli adam değişik bir renge sahip kalın bir sesle konuştu:

-Serbest Adalar Birliği, gözünü paraya çevirip olup bitenlere kayıtsız mı kalacak? Kuzeydeki savaştan bahsetmiyorum, kuzeyde iki müttefiğiniz savaşıyor, elbette kendi çıkarlarınızı önde tutup kazananı desteklemeyi düşünmüş olabilirsiniz, alçakça olsa da. Çünkü biliyorsunuz, kuzeydeki savaşın taraflarından yalnız biri gerçekten sizinle müttefik. Diğerlerinin amacıysa Büyük Göl'ün baştan sona sahibi olmak! Güneyden gelen dedikodular, tüccarlarınızdan saklanmış belli ki. Güneyde denizin kıyılarını fetheden ve sinsice arkanızdan size yaklaşan düşmanı görmüyor musunuz?

Adamın kapıdan çıkmasıyla yere dökülen sıvılar son damlasına kadar kaplarına geri döndüler, kitaplar raflarına geri fırladı ve kılıç eski hâline döndü. Elçiliğin kapısı hâla yerinde duruyordu. Yürüdüğü yöne bakılırsa adamın yeni hedefi saraydı.


Ama adam, eski hiddetli hâlini terketmişti. Hatta yıkıcı hâlinden yapıcı bir hâle gelmişti. Yeni hedefi, Tanzin kadar nefret ettiği biri değil de, belki de sevdiği biriydi. Şu sıralar sarayın yönetimini tutan Aybahar Hatun'u sevmeyen kimse yoktu Tatar yurdunda. Ama bu adam, her ne kadar bir tatara çok benzese de sanki bambaşka bir dünyadan gelmiş gibiydi. Aslında bambaşka bir dünyadan geldiği doğruydu, ama ilk başta o da diğerleri gibi bu dünyadaydı. Ortalığı karıştıran yaşlı adam, Kok Tug Kam'dan başkası değildi.


______________________________
  1. 5 x Kaynak Keşfi (Börük Ata)                                                  5 Üretim
  2. Asker Üretimi: 10(650) Mızraklı (Atakan)                                                  10 Askeri
  3. Asker Üretimi 5(650) Uzun Yaylı (Atakan)                                                 15 Askeri
  4. 3x Tapınak (Yeniyurt-Akayiye-Bahçesaray)        30 Gelişim     30 Üretim
  5. 1x Büyü Okulu(Güç) (Ötegen)                                    10 Gelişim     10 Üretim
  6. 6x Populasyon Artırmak (3000)                          6 Gelişim


Dilek: Kaynakların Azalmaması
Dilek: Omniscience Araştırmasında İndirim
Dilek: Büyü Denemelerine Başarı Şansı
Dilek: Askerlere Güç ve Direnç
Dilek: Gizli Bişeyler Diyebiliriz ;)
Büyü Denemesi: Zaman Karmaşası
Büyü Denemesi: Kaldır ve Bırak
Boyut Kapısı: Ötegen-Bahçesaray

HİKAYEYİ TAM YAZAMADIM ŞU SIRALAR GECİKTİĞİ İÇİN ÖZÜR DİLİYORUM HERKESTEN.

10 Aralık 2011 Cumartesi

16. Bölüm - Savaş Boruları



İşin içinden sıyrılan garip adamlar...

Tolga Giray, belki de hiç bu kadar endişeli olmamıştı. Çünkü temkinli yaklaştığı Serbest Adalar Birliği, kağanın bütün uğraşlarına ve kurnazlıklarına rağmen hiçbir iç karışıklık ortaya çıkmadan Lord Tanzin'i büyükelçiliğe atamışlardı. Bu, elbette Tolga Giray'ı o kadar çok üzen bir durum değildi. Bir tek Tanzin'in herşeye burnunu sokan, kibirli tavrından rahatsızlık duyuyordu o kadar. Ancak halkından nicesini kaybettiği Aqyar'daki o kötü yaratık Serbest Adalar Birliği'ne zarar vermiyordu. Hatta ve hatta sanki onlara itaat ediyordu. Tolga Giray kimse ölsün istemezdi. Ama bu işteki terslik dikkatini çekmişti. Aklındaki şüpheler onu çıldırtmaya yeterdi. Aqyar'a yerleşen bu adamlar, hadlerinden fazla genişleyerek Tatar Yurdu'nun sınırlarını bozmuşlardı. Yani oradaki o yaratık, Serbest Adalar Birliği'ne hiçbir zarar vermemişken çok işine yaramıştı. Artık şüpheler yerini eminliğe bırakıyordu. O yaratığı ya Serbest Adalar Birliği salmıştı üzerlerine, ya da o yaratıkla arkadaşça ilişkiler içerisindeydiler.

Tolga Giray, tüm bu düşünceler içindeyken tahtından kalktı ve çekik kaşları daha da çekik görünen o gün Lord Tanzin'in şehrin kapısına çok yakın elçiliğine gitti. Güney kapısının hemen çıkışında bulunuyordu elçilik. Adalar'daki diğer evlere benziyordu. Ama Tolga Giray hiç adalara gitmediğindene bu benzerlik ilgisini çekmemişti. Çalma gereği duymadan açık olan kapıdan içeri girdi. Ancak Lord Tanzin'in odası Tatar töresine göre Serbest Adalar Birliği toprağı sayıldığı için kapıyı çalmadan girerek saygısızlık etmek istemedi.

Esenlikler Lord Tanzin.

Buyrun Tolga Kağan. diyen Tanzin'in şivesi gülünçtü. Tatarcayı yeni öğrendiğini belli etmek ister gibiydi sanki.

Böyle bir istekle gelmek istemezdim ancak biliyorsunuz, Aqyar'ın iki tarafında da Tatar toprakları var. Ve bizim töremizin en üst kuralı toprak bütünlüğüdür. Derken keskin yüz hatları daha da keskinleşmişti Tolga Giray'ın. Bu konuda duyduğu rahatsızlığı hissettirmek istiyordu.

Anlıyorum Tolga Kağan. diye yanıt verdi Lord Tanzin.

İşin kısası, Aqyar'ın kuzeyindeki toprakları bırakmak, kuzeyde sizin koruduğunuz, bizim temsilcilerimizin bulunduğu ve geçişin serbest olduğu bir köprü kurmak, ya da bölgeyi bizimle birlikte yönetmek seçenekleri arasından bir seçim yapmanızı diliyorum.

İyi ve Kötü, ikisi bir arada...

Aybahar Hatun, bir kez daha gebe kalmıştı ancak bu sefer getireceği evlat kız olacaktı. Tatar adetlerinde genelde han kızları başka ülkelerin hükümdarlarına ya da kraliyet ailesine hediye olarak yollanmaz, bir mensup olarak katılırlardı. Çünkü Tatar geleneklerinde erkeğin kadından aşağı seviyede olması evlenmeyi engelleyen bir durumdu. Bu yüzden han kızından yüksekte bir tek Kağan ve eşi olduğundan dolayı yabancı ülkelerin onlarla eş seviyedeki prensleriyle evlendirilirlerdi. Kız çocuklarına isimlerini anneleri verirdi. Aybahar Hatun, "Yasemin" isminin uygun olduğunu düşünerek bu ismi verdi kızına. Kızı laleler kadar asil, güller kadar güzeldi bu yüzden de ona yaseminler gibi hayatta şanslı olmasını dileyerek vermişti bu ismi.

Sık sık gemi seyahatleri yaparak Tascuno'ya giden Yasemin, orada Kral Pollux'un oğlu Iason ile tanıştı ve aşık oldular. Tolga Giray'in ve Kral Pollux'un izni ile evlendiler. [ÖZEL OLAY] Düğünleri Argo'da muhteşem bir düğündü. Yarışmaların yarısını Tatarlar, yarısını Akhalar kazandı. Kazananlara hediyeler verildi, Börük Ata nikahlarını kıydı. Ancak düğünün o büyük ihtişamı ve muhteşemliği karşısında bile alınan haberin üzücülüğü bunu bastırıvermişti. İyi ilişkiler kurdukları Ilyth ve Almoria Krallıkları, savaşta taraf değiştirerek Akhalara saldırmış, böylece ne kadar hain olduklarını göstermişlerdi. Hainler cezasız, mazlumlar yardımsız kalmamalıydı.

Bir kez daha ötsün borular ve çalınsın savaş türküleri sazlarda!

Bahçesaray'dan yurdun dört bir yanına haber salındı. Demir ocaklarında bir kez daha umutla çekiçler kızgın demirle buluşuyordu. Zırhlar, cübbeler ve dahası toplanıyordu. Eğri oklar düzeltiliyordu, ipi kopan yayların ipi takılıyordu. Büyücüler bile telaş içindeydi, oradan oraya koşuşturup büyü yapmaları için gerekli malzemeleri, kurbağa bacaklarını, yarasa kanatlarını ufak çantalara sihirli yollarla sığdırıyorlardı. Kimisi birkaç büyüsünü deniyordu. Tapıcılar adaklar adıyor, Tanrı'ya yaktıkları ateşi daha canlı gördükçe seviniyorlardı. İbadete ayırdıkları süreleri iki katına çıkarmışlardı. Sokaklarda oynayan çocuklar bile evlerinden az çıkar olmuştu. Sokaktaki karmaşaya karışmak istemeyenler de vardı, gönüllü olarak asker olmak isteyenler de. Ufak bir kısmı okçuluğa, geri kalanları savaşçılığa atanmıştı. Son dönemlerde büyücülerin sayısının artması ve tankların geliştirilmesi de umut vericiydi.

Hansaray, daha hareketliydi ancak kimse kağanın kudreti altında ezilmemek için taht odasına girmiyor, herkes hazırlıkların en iyi şekilde yapılıp yapılmadığını kontrol ediyordu. O gün kağanın odasına kimse giremeyecek gibiydi ki ta Hansaray'dan Atakan'ın geldiği anlaşıldı. Yanında uygun sayıdaki askeriyle birlikte Bahçesaray'a gelen Atakan, askerlerini aşağıda bırakarak yılkısıyla birlikte Hansaray'a geldi. Lale Bahçesi'nin önünde yılkıdan inip yürüyerek devam etti. Herşeyin durduğu o an, şaşkın bakışlar altında Atakan taht odasının koca kapısını açtı. Kralın tam karşısına geçti ve diz çöktü: "Emrinizdeyim Kağanım, Buyruk sizindir!"

Tam bu sırada Hansaray'da bile hissedildi sesler. Makinelerin dişlilerinin ve yerle çarpmasının çıkardığı sesle Bahçesaray'ı doldurmuştu. Tankların çıkardığı bu sesler halkı sevindirir ve güven içinde hissettirirken bu sefer Hansaray'da doğru giden Bogukay'dı. Muhtemelen Atakan'dan daha büyük bir orduyla gelmekten şeref duyarak Kağan'ın önünde diz çöktü. Aslında daha sonra Akay da gelip diz çöktü, hatta Künhan Bey de geldi ama geri döndü. Börük Ata bile gelmişti ama diz çökmemişti. Böyle bir vakitte bir hükümdarın görmek isteyeceği en mükemmel şeydi bu.


___________________
  1. 5x Büyü Okulu (Kaos-Güneş-Toprak-Hava-Boyutsal)      50 Gelişim  50 Üretim
  2. 5x Kaynak Keşfi (Börük Ata)                                                              5 Üretim
  3. Büyü Okuluna Katkı (Ruh)                                                                   10 Üretim
  4. Büyücü Üretimi (520) (Atakan)                                                                            56 Askeri
  5. Asker Üretimi (1430 Savaşçı) (Atakan)                                                               11 Askeri
  6. Populasyon Artırmak x5 (2500)                                        5 Gelişim


Dilek: Büyü Denemelerinde Başarı Şansı
Dilek: Kaynakların Azalmaması
Büyü Denemesi: Ateş Yağmuru
Büyü Denemesi: Ruh Üçgeni
Büyü Denemesi: Boyutsal Karmaşa
Büyü Denemesi: Şehir Kavurma
Büyü Denemesi: İsyancılar
Büyü Denemesi: Taş Yağmuru
Büyü Denemesi: Deprem
Büyü Denemesi: Kasırga
Büyü: Hiçin Kullanımı

26 Kasım 2011 Cumartesi

15. Bölüm - Füzeler




Bir elçi daha...

Bahçesaray'a gelen Serbest Adalar Birliği elçisi, Hansaray kapılarından adap öğrenmiş gibi  başını eğerek ve ağır ağır geçerek Tolga Giray Kağan'ın şüpheci bakışları altında eteğini öptükten sonra diz vurdu. Bu elçi olduğunun göstergesiydi ama kralın adına konuşacağı için ayağa kalktı. Tatarcası ve kendi dillerinde olanı bulunan iki parşomen uzattı Tolga Giray Kağan'a ve konuştu:

Aqyar harabelerini kullanmamız karşılığında serbest geçiş hakkı tanıyoruz.

Tolga Giray, elindeki parşömeni incelerken Şu yaratıkla biraz da korsanlar uğraşsın. diye düşündü. Kağıt ile birlikte yeni yaptırtmış olduğu çalışma masasına yöneldi. Orada yabancı ve yerli tüccarların verdiği bilgilerle çizdiği harita üstünden Aqyar harabelerine mavi bir iz koyduktan sonra mührünü kağıda bastı. Daha sonra da bir mektup yazarak Kardeş Lordlar Meclisi'ne ulaştırılmasını söyledi. Tolga Giray, belli etmeden de olsa Adalar'ı biraz karıştırarak kazanç sağlayabileceğini düşünüyordu.


Tolga Giray Kağan'dan Kardeş Lordlar Meclisi'ne


Güçlü ticaret ortağımız Serbest Adalar Birliği'nin yöneticileri, siz de kabul edin ki Mistanza'da ben, Bahçesaray'da siz bir elçilik açın. Böylece kuvvetlenmesini istediğimiz bağlarımız kuvvetlenir, ilişkilerimizi daha kolay devam ettiririz. Siz aranızda bir lider ya da temsilci belirleyin ki ben işlerimi onun elçisiyle halledeyim, o da Tatar Kağanı'nın elçisiyle görüşsün.

...

                                                                                                              Tatar Tolga Giray Kağan


 Bahçesaray'dan ayrılan başka bir elçi...


100 Tank ve başlarında  Taskun, Bahçesaray'dan ayrılıyordu. Eski Aqyarlı, yeni Akayiyeli Taskun, bir süredir Akay Şad'ın danışmanıydı. Ona halkla ilgili işlerde çok yardım etmişti Taskun, ve şimdi belki de bir ödül olarak çok önemli bir göreve sahipti. 100 Tank ve 500 kişi ile birlikte Selene Medeniyeti'ne gidecek, orada Kral Pollux'tan da izin alarak sınırların korunmasına yardımcı olacaktı. Bahçesaray'dan ayrıldıklarında vakit geceydi. Hızlı yol alarak kolay bir yolculukla Akayiye'ye vardılar. Orada mallarına gemilerine yükledikten sonra güneş ışığı altında yolculuğa çıktılar. Bu elçinin geleceğinden haberdar olan Selene gemileri, bir yerden sonra onlara refakat etmeye başladılar.


Ocaklar...

Bahçesaray'daki İlmiye Ocakları ve Askeriye Ocakları, birlikte çalışarak yeni bir silah bulmuşlardı. İnsan boyuyla hemen hemen aynı olan bu silah, atıldığı yerde büyük yangınlara neden oluyordu. Bu silah denenmemişti, denenmesi gaddarlıktı, denenmesi zalimlikti, denenmesi bir çok insanın ölümüne yol açacaktı. Ufak çaptaki denemeler silahın yıkıcılığını doğruluyordu ancak gerektiğinde silaha güvenebileceklerini nereden öğreneceklerdi? Bu yüzden ne olursa olsun bu silah denenmeliydi.


Börük'ün Rüyası...

Börük Ata, şaman olduğu için rüyaları çok iyi yorumlardı, dedikleri çıkardı. Ama son gördüğü rüyayı neye yorumlaması gerektiğine bir türlü karar veremiyordu. Uzun bir süre de kendisi düşünmüştü bu rüyanın anlamını. Akay'ın yaşlanıp elindeki kılıcı suya karşı tutması ve suyun köpürmesi... Bunu herhangi bir anlama yormak zor değildi, ancak o kadar çok yere uzatılabilirdi ki bu! Börük defalarca kez yorumlamaya çalıştı, ama ruhlar ona hepsinin yanlış olduğunu söylüyordu. O da inadını kırmak zorunda kaldı.

Bir gecenin karanlığı altına gizlenen şaman, o gün Bahçesaray'dan ayrılanlar kervanına katıldı. Yaşlı şaman, üstünde her zaman giydiği giysiler, elinde her zaman tuttuğu asa ile yine her zamanki gibi gece Bahçesaray'da olmayacaktı. Bu gece sanki kaderin ağları örülsün diye uzatılmış gibiydi. Sabaha kadar anca yürünecek yolu aştı Börük, ve kendini Aqyar'ın sularında buldu. Rüzgarla hızlı akan su ve uzaktaki Aqyar harabeleri Börük için hiçbir şey ifade etmiyordu. Kötü ruhların dolaştığı Aqyar harabeleri, demek ki en baştan terkedilmeliydi.

Börük, mecbur kalmasa gitmezdi ama yeryüzündeki en büyük rüya yorumcusuna gitmek kaderinde vardı. Bu rüyayı yorumlamak, Bitmeyen Hikayeler'in bir kısmını öğrenmekti. Ve Börük'ün kalbi belki de ilk defa bu kadar heyecanla atıyordu. En büyük rüya yorumcusu Yılkı Kraliçesi, Börük'ü bekliyordu. Börük de karşı koyamadı ve ormanın kadın efendisinin yanında buldu kendini.
 

________________________

  1. Araştırma: Soğuk Savaş                       -5 Gelişim    -5 Üretim    -5 Askeri
  2. Araştırma: Füzeler                               -15 Gelişim  -15 Üretim  -15 Askeri
  3. 5x Kaynak Keşfi (Börük Ata)                                 -5 Üretim
  4. Büyü Okulu Kurmak (Ölüm)                -10 Gelişim -10 Üretim -10 Askeri
  5. 4x (520) Tank (Atakan)                                                            -36 Askeri
  6. 5x Şehir Kurmak                                  -5 Gelişim   -20 Üretim
  7. 11x Populasyon Artırmak                     -10 Gelişim
  8. Lider Üretimi: Taskun (Büyümeci)

DİPLOMASİ

Elu'nun kabul edeceği, çok fazla tehlikede olmayan bir yerde şehir kurmak istiyorum onun sınırlarında. Şehir onun sınırları içinde kalacak ve iki hükümdara da bağlı olacak. Anlaşmanın şartları şunlar:

  • Şehir limanında iki ülke de gemi bulundurabilir.
  • Taskun ya da şehrin başka bir lideri, iki kralın da izni olmadan hareket edemez.
  • Şehrin vergileri şehrin liderine aittir.
  • Şehrin ticaret geliri Tatar Hanlığı'na aittir.
  • Şehirde iki ülkenin tüccarlarına ticaret ve hukuk alanlarında ayrıcalık tanınacaktır.
  • Eğer istenirse şehre 2 ile 40 kişi arasında bir denetleme komisyonu kurulabilir. Bu komisyonun yarısı Tatar, yarısı Selene olacaktır.
Serbest Adalar Birliği ile ilgili:

  • İki ülke başkentlerinde elçilik kuracak, böylece daha kolay haberleşecektir.

Elçiler bir kişi adına konuşacaklarından aralarından birini bu iş için seçmeliler.


NÜFUS DAĞITIMI

Yeni kurulan her şehir +500
Bahçesaray +780
Ötegen +500
Aqmescit +500
Bozyurt +100
Arasan +100
Bolmaqa +250
Yeniyurt +250

520'si Tank üretimine gitti. Tanklar 100'er 100'er yeni şehirlere. 100 tanesi Tascuno'ya gidecek, 20si de Atil'e eklensin.


Dilek: Populasyon artırımından gelen isyan ihtimalinin düşmesi.
Dilek: Kaynakların azalmaması
Büyü Denemesi: Görünmeyen Duvarlar
Büyü Denemesi: Kapanan Güneş
Büyü Denemesi: Karanlık Fısıltılar


 Şehirlerin Konumları

13 Kasım 2011 Pazar

14. Bölüm - Yeni Umutlar


Debur sona eriyor...

   Tatar Yurdu'nun dört bir yanını kasıp kavuran, saygısız, ahlaksız ve hayırsız isyanlar, çok az insan kaybıyla sona ermişti. Ama Tatarlar, çok nadir yaptıkları birşeyi haksızca yapmışlardı. Tatar olan bir lidere baş kaldırmanın cezası töreye göre ölümdü, ama onları kışkırtanlar başka ülkelerden gelen casuslar olduğundan sadece direnenler öldürüldü. Bunun buruk sevincini yaşayan Tolga Giray, Börük Ata ile sarayında konuşmaktaydı.

   Bir Tatar Hakanı'nı tahtından indirmeye çalışmak öyle kolay şey değildir Tolga Giray. Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir?

   Tolga Giray, saray avlusunda serin rüzgarlar yanından eserek saçlarını uçuştururken gözleri tek bir noktaya dikilmiş, öylece duruyodu. Gecenin karanlığı altında kalmışlardı ve etrafları da buruk acılarına eşlik ediyordu sanki. Uzakta, ufukta bir siluet, eskinin yüce hakanlarından biri olduğu belli olan siluet, sanki Börük Ata'nın bu sözleri söylemesinden sonra kendi sözünü sahiplenmek istercesine belirmiş ve hatta Tolga Giray'a göz kırpmıştı.

Aqyar meselesinin çözümü...

O gün, Tatar Yurdu'nun dört bir yanından gelen yöneticiler, isyanın bastırılışını ve mühendislik alanındaki son gelişmelerikutlamak ve bir an önce hayata geçirebilmek için Bahçesaray'da toplanmışlardı. Önemli boyların beyleri de taht odasında yerlerine kurulmuş, kımızlarını yudumlarken loş ateşin altında bir sır perdesi gibi gözüken Tolga Giray'ın silüetine odaklanmışlardı. Ama tüm valilerin mutlu olmasına rağmen Aycan Hatun'un aklı başka yerdeydi. Ötüken Ana ve Yılkılarla geçirdikleri günler güzeldi, ama şehirlerine döndüklerinde her yer harap olmuştu. Hele sahildeki binalar, görmek bile istenmeyen cinstendi. Tüm bu düşünceler içinde rahat rahat bir dakika bile uyuyamamış Aycan Hatun, bu yüzden Tolga Giray'la göz göze gelerek söz istediğini belli etti. Ayaktaki bir boy beyinin, bol yağlı, Tolga Giray'a Cihan Hükümdarı diye hitap ederek yaptığı konuşma sona erdiğinde, başkalarına izin vermedi.

   Biraz da Aycan Hatun'u dinleyelim. dedi sanki Aycan'ın diyeceklerini anlamış gibi. Aycan, böyle bir hisse kapılmadan ayağa kalkıp kederini böyle dile getirdi.

   Biz Aqyar halkı, ne kadar zenginlik içinde bir halkın evlatları, mutluluk içinde bir Hakan'ın halkı olsak da, daha ilk geldiğimiz günden beri yataklarımıza girerken duyduğumuz korku çok büyük. Sürekli bizden birilerini kaybediyor, gözü yaşlı analarla, gözyaşını içine akıtan babalarla, öksüz yetim yavrularla başbaşa kalıyoruz. Akrabasını kaybetmeyen tek bir kişi bile yok Aqyar'da! Böyle giderse Aqyar diye bir yer kalmayacak. dedikten sonra Aycan Hatun, sözünün bittiğini belli etmek için yerine geri oturdu. Hakan, her zamanki gibi oturduğu yerden konuştu.

   Nice büyüler, nice adaklar bu yaratığı durduramadı. Bükemediğin bileği öp demişler. Bu akşama kadar süre ver, diğer valiler şehri terkedebilirler, ama Aycan Hatun, bu akşam saray misafiridir.

   Tüm valiler ve boy beyleri birer birer Tolga Giray'ın huzurundan diz vurarak ayrılırken bilge kağan, bu soruna bir çözüm bulma ümidiyle düşünüyordu. Ötüken'den gelen Günhan Giray'ın çıkarken söyledikleri adeta ilham vermişti Tolga Giray'a. Günhan'ın, Aybahar ile Aycan da odayı terkederken söylediği sözler aynen şöyleydi:

   Sizi bir gün şehriniz Ötüken'de misafir etmek isteriz. demişti Günhan. Tolga Giray başını sallarken aklından "şehir, şehir, şehir, şehir..." diye geçiriyordu.

Aqyar meselesi çözülende...

   Şehrin özellikle işçi kesimi arasında büyük bir telaş vardı. Kağan'ın buyruğu ile hazırlanmaları emredilmişti. Belliydi ki büyük bir işe kalkışılacaktı. Valiler şehri terkettikten hemen sonra, akşama kadar hazırlanmaları haber edilmişti. Depodaki malzemeler taşınmaya kolay hale getirildi, aletler ve edevatlar çantalara dolduruldu. En temiz ayakkabılarını giydi işçiler o gün, ne kadar temiz olabilirse.

   Aycan Hatun, taht odasına davet edilmişti nihayet. Ona Aybahar Hatun eşlik ediyor, el üstünde tutuluyordu. Tolga Giray'ın çözüm bulmasını canı gönülden istiyor, ama bir yandan kendi içinde ona karşı bir akıl düellosu kuruyordu. O bu sorunu çözememişti, kağan da çözemezse eşit olurlardı. Ama kağanın çözümü, Aycan'ı haksız çıkaracaktı...

   Tekrar hoş geldiniz Aycan Hatun. Aycan Hatun, bu sırada "Hoşbulduk!" der gibi başını salladı. Anladım ki çok sıkıntılar çektiniz, elbet biz buna Börük Atam ile de birlikte düşünüp münasip bir çözüm bulduk. Zaten bu sorun, Büyü Okulları'nda sıkça konuşulan, müritlerin dualarına konu olan bir sorundu. Ama biz, işimizi büyüye bırakmadan ve Gök Tanrı'nın da izniyle bu sorunu çözdük. Aycan Hatun'un meraklı bekleyişi son buluyordu artık. Şehir, olduğu gibi taşınacak, çok benzeri Doğu'da kurulacak.

    Kağan olmak sanıldığı gibi kolay bir iş değildi. Elyurt'a gidecek elçiler şehri terkederken Aycan Hatun ve muazzam işçi ordusu da şehri terkediyor, bir kafile doğuya, bir kafile batıya gidiyordu. Nehire taşınan hazır köprüler sayesinde Aqyar halkı ve tüm malları güvenle taşındı, evler yıkılıp malzemeleri tekrar kullanıldı. Doğu'da, bir nehrin kıyısındaki güvenli bölgeye bir şehir kuruldu. Aslında Kağan'ın isteği şehrin adının Güzelyurt olmasıydı, ama Aqyar halkı Yeniyurt olsun diyince kıramadı. Denizden doğup dörde ayrılan Yalta Nehri'nin kıyısındaki bu şehir, Aqyar Tatarları için yeni bir umut demekti.


_____________________
  1. Araştırma: Yüksek Bilgelik              -20 Gelişim  -20 Üretim  -20 Askeri
  2. 5x Kaynak Keşfi (Börük Ata)                               -5 Üretim
  3. 1x Şehir Kurmak (Yeniyurt)              -1 Gelişim     -4 Üretim
  4. Araştırma: Mühendislik                    -22 Gelişim   -22 Üretim
  5. Lider: Akay Şad (Taktikçi)
  6. Asker Üretimi (100) Büyücü (Atakan)                                   -14 Askeri
  7. Kutsama
  8. Gemi Üretimi (Akayiye) 1 Kadırga 1 Fırkateyn   (Atakan)        -5 Askeri

Dilek: Uzay Mühendisliği Araştırmasında Ucuzluk
Dilek: Çok fazla kaynak keşfi yapıldığı için kaynaklar azalacak.Daha az azalmasını diliyorum.
Büyü Denemesi: Buz Adamlar
Büyü Denemesi: Görünmeyen Duvar
Büyü: Doğa'nın Lütfu

Diplomasi: Elyurt'dun güneyinden güvenli bir biçimde zarar vermeyecek şekilde gemi geçirme izni.

Taşıma: Tüm gemiler Akayiye'ye.


5 Kasım 2011 Cumartesi

13. Bölüm - Debur ve Telaki


 Aycan'ın canına tak edende...

   Aycan Hatun, her gün olduğu gibi yine halkın şikayetlerini dinliyordu. Valiliğinin ilk günlerinde ona gelenler toprak anlaşmazlığı, takas anlaşmazlığı gibi konulardan bahsederken şimdi herkes aynı şeyden bahsediyordu: Büyülerle, kutlarla, askerlerle durdumaya çalıştıkları yaratık ne kadar çok Tatar kanı akıtmış, geride ne kadar çok yaşlı gözler bırakmıştı. Gök Tanrı'ya inançları tamdı, yaratık kağan tarafından durdurulacaktı ama daha ne kadar Tatar kanı akacaktı? Daha ne kadar ferdini yaratığın kollarında kurban edecekti bu millet? İşte bu yüzden Aycan'ın canına tak etti, "Yeter!" diye bağıracaktı neredeyse. Kışlaya koşmaya başladı. Yanından geçtiği insanlar "Kızımı yaratığa verdim!" , "Kalleş yaratık torunumu aldı artık yeter" diye bağırıyorlardı. Her bağırış, Aycan'ın gözyaşlarının daha hızlı yere düşmesine neden olurken, Aycan ihtişamsız kışlaya vardığını bile zor farketmişti.

   Talim yapan askerlerin arasından zorlukla yürüdü. Çauşlar, onu görüp sıraya dizilmişlerdi bile, oysa gözlerinden akan yaşları silerek kararlı bir biçimde konuştu:

    "Yeter artık, üstündeki her şeyle birlikte şehri taşıyoruz!"


Tatar Yurdu iç savaşın eşiğine gelende...

   Öyle ki, son zamanlarda halk pek çok şeyden şikayet ediyordu. Üstelik sadece şikayet etmiş olmak için yapıyorlardı bunu.Şu anda Tatar Yurdu'nda tek sorun ev ve iş sorunuydu ki bu sorun her geçen gün azalıyordu. Kağan bizzat işsizlerin iş bulana kadar bakımını üstlenmiş, evsizlere bedava lojmanlar kurdurtmuştu. Yine de halkın kafasını Erklik Han kurcalıyordu ki sürekli şikayet sebebi arıyorlardı. Bulurlarsa da çözülene kadar ısrarcı bir tavır takınıyorlardı.

   Kağansa artık bu olanlardan çok sıkılmıştı. Buna bir çözüm bulması gerektiğinin farkındaydı. Gök Tanrı'ya dualar etti halkını ıslah etsin diye, ona daklar adadı. Börük Ata'dan birşeyler yapmasını istedi. Börük Ata da bu konudan rahatsızdı ki kabul etti, dergâhını genişletip bir büyü okulu daha kurdurttu. Büyücülerden halkı sakinleştirecek büyükler yapmalarını istedi.


Şad yola çıkanda...

   Şad'a yapılan hain suikast girişimi büyük bir şansla durdurulmuştu ama otuz yaşlarında gösteren Şad, öfkeyle askerlerine emirler yağdırmaya başlamıştı. Askerlerinin bir katili elini kolunu sallaya sallaya içeri sokmasına sinirlenmiş ve biraz da korkmuştu. Hayır hayır, sanıram ki yanlış anladınız. Yiğit olan ölümden korkmaz, ölümü arar. Akay da pek yiğittir, Han oğlu'na da aksi yakışmaz zaten. Ama yiğit, bir yârinden ayrılmaktan bir masumu öldürmekten korkar. Ölmesi demek, bir daha Gündoğdu'ya göremeyeceği demekti. Zaten Gündoğdu'yu ikinci kez gördüğü gece, bir rüyadan kalkar gibi kendi yatağından bulmuştu kendini. Ama gerçekti, aşık, maşuk gerçek mi değil mi anlayamıyorsa aşkı neye yarardı ki?

   Hain suikastin bahsini yazdığı bir mektupta babasına açmıştı. Babası, kendine hiç böyle bir girişimde bulunulmamış olması rağmen bunun normal olduğunu düşünüyor, ancak yine de oğlu için endişelenmekten kendini alamıyordu. Ama Aybahar Hatun, bu haberi duyduğu an yüreğine bir ateş düşmüştü. Oğlunu görmeden rahat edemeyeceği belliydi. Akay Şad'a Kağan'dan gizli bir mektup yazarak onu görmek istediğini söyleyince Şad, Şad bile olsa annesine karşı gelemedi, atına bindiği gibi Bahçasaray yolunu tuttu.


Ötüken'de bir yiğit...

    Ötüken'de halk, belki de uzun süredir Han oraya gelmediğinden unutulduklarına düşünüp isyana meyletmişti. Yüzü aşkın bir grup -ki bu gruptakileri tanıyan, kim olduklarını bilen çıkmamıştı- meydanda askerlere saldırmaya kalkmıştı, ancak tek bir tanesi bile ölmeden durmuşlardı. Halk bir kez daha bu sefer daha büyük sayıda isyana kalkıştı ama Künhan Bey, kanlı bir darbe ve Giray soyunun katlinden bahseden isyancıları durdurmayı başardı. Bu sefer Canköy'ün de katıldığı isyan kansız bastırıldığında elebaşları birer birer öldürüldü. Elebaşlarının çoğu başka ülkelerden gelenlerdendi, bu yüzden halk akıllandı ve akıllarından isyanı çıkarıp tövbeler ettiler. Künhan Bey'in isyanın bastırılmasındaki başarısı Ötüken'de ve Canköy'de konuşulur oldu. Tolga Giray Kağan'a bunun haberi ulaşınca, Atakan'ı da yanına alarak yola çıktı.

   Halk sokaklara dizilmiş tezahüratlar atıyordu. Kağan'ın onca vakit sonra gelmesiyle gözlerinde tekrar bağlılık ve itaat ateşi yanıyordu. Zaten Atakan gibi güçlü savaşçılar Kağan'ın yanındayken ona yapılan hangi isyan başarıya ulaşabilirdi ki? Kağan, sağ yanında Atakan ile halkın arasından mağrurca yürüdü. Ellerde meşaleler tutuşuyor, gökyüzü bir başka parlıyordu Ötüken için bugün. Kağan ve Atakan'a ayak uydurabilmek için soylu kıyafeti giyen Künhan, Kağan'ın önünde saygıyla eğildi. Künhan, Tolga Giray'ın eski hanlardan kalan pelerinini yere eğilerek öptükten sonra Kağan'ı pürdikkat dinlemeye başladı:

"İşitin halkım işitin, ben buraya ayak bastıysam bir kez, burası benim toprağımdır. Başka ayaklara ezdirtmem! Bir Künhan Bey çıkar, hainlerden öcümü alır. Bu yüzdendir ki Künhan benim soyumdandır. Giray soyunun katli! Böyle sapkın hayalleri olanlardan Giray soyunun öcünü alan Künhan, başka hangi soyda olabilirdi ki? Bana ne kadar Tolga Giray diyorsanız, ona da o kadar Künhan Giray deyin. Yüzlerce Tatar sokağa dökülmüş, ihanet etmiş dediklerinde inanmadım. Siz sadece sürüklenmişsiniz. İşte bu yüzden affediyorum sizi."

Kok Tug Kam bir kez daha hikayemize müdahele edende...

   Gök Tanrı'nın önünde silik bir silüetten başkası durmuyordu. Kok Tug Kam, ununu elemiş, eleğini asmış, sırasını savmıştı. Savmıştı da Tatar Yurdu'nda olanlara üzüntüsünü Gök Tanrı'ya anlatmak istedi yine de. Bu yüzden de uçmağda Koru Han hakkında yapılan toplantıdan ayrılıp Bogu Kağan ile birlikte Gök Tanrı'nın önünde diz vurdu.

"Ulular Ulusu Gök Tanrı! Siz her şeyi bilirsiniz, elbet diyeceğimi de bilirsiniz."

   Tanrı'nın bakışları Kok Tug'u delip geçti. Ürkerek biraz geriye çekilen Kok Tug, fazla samimi konuştuğunun farkına vararak özür dilercesine baktı.

"Tatar Yurdu'nda halk sadece Tolga Giray'a değil, sizin sonsuz gücünüze de karşı gelmiyor mu? İzin verin gidip onlara öfkenizi bildireyim."

   Gök Tanrı, izin vermezce başını iki yana salladı ve yavaşça doğruldu. Bakışları Bogu Han'ın üstüne gelince, bir süredir yapmayı beklediği birşeyi yapmaya gitti Bogu Han. Eski Kağan, Tanrı'nın huzurundan ayrılırken Gök Tanrı'nın sesi, sadece Tatar Yurdu'nda değil ona yakın başka ülkelerde de duyuldu.


Tatar-oğlu, ben sana demedim mi? Nasıl sözümden çıkarsın? Yurdunu koru dedim, atanın mirasına ihanet mi edeceksin? Benim kutlayıp da başına koyduğum hanına isyan etme demedim mi? Başına gelenin sonu hayırdır, ben size kötülük etmem! Ne çabuk unuttun Koru Han'ın zulmünü de Tolga Giray'a zalim dersin? Koru Han tam bugün öldü de Ötüken Ana onu yeraltına götürdü. Tolga Giray ise onun tam aksine, yeri benim yanımdır! Unutma Tatar unutma! Sırf sen unutma diye yasaklarımı tekrar söylüyorum size!

   Bogu Han'ın birer birer itmesiyle gökten on taş sütunu düştü yere. Bağçasaray, Akayiye, Aqmescit, Ötüken, Canköy,  Bolmaqa, Atil, Bozyurt, Arasan, Elyurt. Tatar Yurdu'ndaki şehirlere, Gök Tanrı'nın sarsılmaz iradesinin birer sembolü yerleşti.

 Börük Ata'nın Dergâhı (Aslında Hansaray - Bağçasaray, Qırım)

Buyruk Kağan'ımındır...

   Tolga Giray, hiç adeti olmadığı üzere Börük Ata'nın Dergâhı'nı ziyaret etmeye karar verdi. Gittiği vakit, müritlerin şiir yazarak yarıştığı vakitti. Genelde Yurqa adında bir mürit birinci gelir, şiiri halka okunurdu. Ama bugün, onun kadar dişli bir rakibi olacağını nereden bilebilirdi ki?

   Kağan, çok özel bir biçimde karşılanmadı. Hatta kapıyı kendisi itip açtı, havada uçuşan ateşleri izleyerek müritlere katıldı. Birkaç şiiri dinledikten sonra daha iyisini yazabileceğini düşünerek kafasında şiir yazmaya başladı. Birisi hızla ayağa fırlıyor, şiirini heyecanla okuyordu. Sonra da Börük Ata, yerde bağdaş kurmuş halinden istifini bozmadan başını sallayarak reddediyordu. Bakışları da sık sık Tolga Giray'a kayıyordu. Bir kez daha Tolga Giray'a gözleri takılmışken Yurqa, belki de bu bağı koparmak istercesine ayağa kalkıp şiirini okudu. Diğer müritlerin alkışını ve Börük Ata'dan tebrik aldıktan sonra, bu şiirin o ana kadar yazdığı en güzel şiir olduğunu düşünerek sevinçle kapıya doğru ilerledi. Herkes onun kazandığını kabullenmişti ki, Tolga Giray yavaşça ayağa kalkıp şiirini okumaya başladı.

Görmez misin düşmanını?
Sevmez misin sen Hanın'ı?
İster misin yurt bozulsun?
Rüyalara kapılmışsın.

Sonu yok ihanetinin,
Affı zor cehaletinin,
Doğru mudur bu gafletin?
Öz özünü terketmişsin.

Uyan bu kara uykundan,
Çatıştığın öz soyundan,
Ayrılırsan Türk boyundan,
Sen Tanrı'nı pek üzersin.

Gün gelir sen ezilirsin,
Yaptığına üzülürsün,
"Yurdum!" diye ağlaşırsın,
Doğru yoldan ayrılmışsın.

Rüyalara kapılmışsın.
Öz özünü terketmişsin.
Sen Tanrı'nı pek üzersin.
Doğru yoldan ayrılmışsın.

   İşte o gün ilk defa, Tanrı'ya dizilmiş metihler değil halka edilmiş sitemler birinci geldi. Mânidar bir biçimde şiir, yine ilk defa Börük Ata tarafından halka okundu. Börük Ata okuyunca bir başka anlamlı, bir başka heyecan verici olmuştu ki gökyüzünden gelen sesler, halkı bir arada buldu. Halk, Tanrı'nın sesini ve öğüdünü duyduktan sonra kalpleri inanç ve itaat ile dolu, yatmak için evlerine döndüler.


__________________________
  1. Araştırma: Dini Kanun             -7 Gelişim    -7 Üretim    -13 Askeri
  2. Araştırma: Kutsal Eşyalar        -2 Gelişim    -7 Üretim     -7 Askeri
  3. 3x Kaynak Keşfi (Börük Ata)                     -3 Üretim
  4. Büyü Okulu Kurmak (Kanun) -10 Gelişim -10 Üretim
  5. Lider Üretimi: Künhan Giray Bey (Okçu)

Dilek: Yılkıların ve Ötüken Ana'nın Aqyar Halkını 1 Turluğuna Ormanda Koruması
Dilek: Yüksek Bilgelik Araştırmasında Ucuzluk
Büyü:  Hiç'in Kullanımı
Büyü Denemesi: Buz Adamlar
Büyü Denemesi: Yükselen Alevler
Kutsal Eşya: Kanun Abideleri

23 Ekim 2011 Pazar

12. Bölüm - Kayıp Kılıç



Kayıp Kılıç...

Aşkî, on bir kişilik muhafız birliğiyle Aqyar'ın normale göre daha hızlı akan suyundan batı yakaya geçti. Sanki su, onların geldiğini hissetmiş de birşeyler anlatmaya çalışıyormuş gibiydi. Ötüken Ana'nın dili; sular, topraklar, ağaçlar ve hayvanlardı. Yeryüzündeki her şey ondan gelmişti. Yeryüzünde olacakların ve olmuşun bilgisi, Gök Tanrı tarafından onunla paylaşılmıştı.

Aşkî, nedense bunu pek hayra yormadı, su kıyısında pek kalmaya niyetli değildi zaten, kamp kurma fikrinden vazgeçip batıya gitmeye karar verdi. Matarasını suya daldırdıktan sonra muhafızlarıyla birlikte ilerleyebilirdi. Ama daha matarayı yeni daldırmıştı ki, suların derinliklerinden gelen uyarı geri çekilmesine neden olmuştu: "Daha değil!"

Ve garip bir şekilde kınına sıkı sıkıya bağlanmış kılıç, yerinden kayıp suyun derinliklerinde kaybolmuştu.


Yüzümüzü Gündoğdu'ya dönende...

Gündoğdu'nun önce büyükannesini, sonra annesini ve babasını kaybetmesiyle ne kadar asi bir kız olduğunu tahmin etmek hiç zor değil. Atını bir ilden bir ile sürer, ama pek arkadaşı olmazdı. Batı'daki ormanın da batısında, Arasan'ı koruyan okçuların komutanı Mete, belki de tek arkadaşıydı. Kendisi bunu bilmese ve farketmese de Mete, Gündoğdu'nun aşkıyla yanıp tutuşuyordu.

Lakin Gündoğdu'nun bu asiliğinin, bu hırçınlığının sonuna gelinmişti artık. Mete'yi ziyarete giderken, her seferinde içinden geçtiği, geyikleriyle oyunlar oynadığı ormanda karşısında güzeller güzeli bir yılkı görünce bayılıp yere yığıldı. Bir daha uyandığında, o Gündoğdu değil, bembeyaz giysiler içinde Yılkı Kraliçesi'nin nedimelerinden biriydi, en özeli, en güzeli ve tek insan olanı...


Mete, Saktan ve Akay...

Mete, Arasan'daki karargahında Gündoğdu'nun neden hala gelmediğinin merakı içerisindeydi. Günler geçti, ayı buldu ama haftalarca önce gelmesi gereken Gündoğdu ortalıklarda yoktu. Son zamanlarda askerleriyle birlikte yürüyüşlere çıkmadığından dolayı canı daha da sıkılıyordu. Bu yüzden askerleriyle ormana gitmeyi düşündü, ama elbette 300 kişilik bir orduyla ormanı işgal etmeye kalkacak değildi, en iyi on bir adamını yanına aldı ve Arasan halkının tezahüratlarıyla şehri terketti.

Gündoğdu, hâlinden gayet memnundu ama adını bile bilmediği adama her gün artarak duyduğu aşk, içini kemiriyordu. Hatta Yılkı Kraliçesi'nin muazzam güzellikteki bedeninin yaydığı mutluluk bile onu tam anlamıyla mutlu edemiyordu. Belki de aşk, sevgilinin dudaklarından içilen bir yudum şarabı dünyalara değişmemekti. Peki ya aşk, bir anlığına gördüğün, hissettiğin birine nasıl duyulabilirdi? Belki de aşk, şu taşın altında, şu taşın zirvesinde maşuğu aramaktı. Bu, Gök Tanrı'ya aşık olan şamandan, Akay'a aşık olan Saktan'a, Saktan'a aşık olan Akay'a kadar böyleydi. Aynı zamanda bu, Mete'nin Saktan'a duyduğu aşk için de geçerliydi.

Aşkî, ormanın içinde ilerlerken Gündoğdu'yu gördüğüne emindi. Bembeyaz kıyafetler içinde koşturup gözden kaybolan Gündoğdu'nun peşine düşmemek gibi bir şansı yoktu aşığın. Belki de aşk, yakalamak istemeden kovalamaktır. O sırada bir diğer aşık, Mete de Saktanı'nı görmüş, peşinden koşturuyordu. bir şelalenin küçük bir göl yaratıp sonra da yoluna devam ettiği bir yere vardı Aşkî. Mete de Saktan'nın izini kaybetmişti, Aşkî de. Mete ağaçların arkasında Aşkî'yi izler ve ne yaptığını anlamaya çalışırken, Aşkî, sevdiğinin sesini gölün içinden gelir gibi duyup beline kadar suya girdi. Daha sonra da şelalenin suları arasında, ellerinde muhteşem bir parlaklıkta kılıçla çıkageldi. Sanki su taneleri kılıca ulaşmak istermişçesine sıçrıyorlardı.

Gündoğdu, birşeylerden kaçarmışçasına, arkasına bakarak ormanın içinden fırlayıverdi ve sol elinde kılıcı tutan Aşkî'nin kollarında buldu kendini, farketmeden. Mete, yabancının Saktan'a kötü birşey yapabileceğine karar verip Yayı gergin bekliyordu. Ama Saktan'ın adamı farkedip daha sıkı sarılması, adamın da kılıcını yere bırakıp Saktan'ı sarması, aşkının karşılıksız olduğunun bir göstergesiydi. En çok o an adamı öldürmek istedi, ama Saktan'a bunu yapmayacaktı elbette. Bembeyaz Apakay'ı gören Saktan, onun bir yılkı olduğuna kanaat getirirken Mete, aşıkları orada bırakıp kaçıyordu. Öyle bir kaçıştı ki bu, ormandan çıkarken adamlarına rastladığı anda rüyadan uyanıp aşkından tamamen vazgeçmesine neden oldu. Ne kadar da aptaldı, o yabancı, Kağan'ın oğlu Akay'dan başkası değildi!


Eğer maşuktan sevgi olmaz ise aşığa,
Aşığın muhabbeti kavuşturmaz maşuğa.

(Aslen Alâüddin-i Attar'a ait bir beyit idir.)


Ataların Buluşması...

Börük -ondan kat kat daha Ata olan biriyle karşılaştığı için bu bölümlük ona Ata diyerek Kok Tug Kam'a hakaret etmek istemem- kaç gündür bu ormanın içinde olduğunu merak ediyordu. Ne güneş doğuyordu, ne ay görünüyordu, ne yıldızlar, ne bulutlar. Zamanın olmadığı bir alemde, kendini gençleşmiş hissetmesi onu kuşkulandırıyordu. Çünkü Gök Tanrı'ya gittiğinden beri bu kadar büyük bir gücü hissetmemişti. Bu güç, yaşlı bir bedenden yayılıyor olmalıydı ve Gök Tanrı'nın sonsuz gücü bir bedenle sınırlanamayacak kadar büyüktü. Geriye kalan tek ihtimal, Börük'ün ayaklarının titremesine neden oluyordu.

"Börük!"

Bu sesi tanıyabilmesi bir mucizeden öteydi. Yüzlerce yıl önce, daha çocukken bir anlığına duyduğu sesti bu ve o zaman da ona "Börük" diyerek adını koymuştu. Apar topar kendine çeki düzen vermeye çalışıp diz çöktü. İçine diz çökmemesi gerektiği doğarken ses bunu doğruluyordu. Ama anlayamıyordu.

"Kalk ayağa!"

Karşısında beliren Kok Tug Kam'dan daha uzun olmasına şaşarak konuşuyordu:

"Neden?"

Kok Tug Kam, asasına dayanarak konuştu:

"Şu an için en uygunu ikimizin de ayakta kalması. Beni hep gelmiş geçmiş en büyük şaman olarak bildin. Doğru, öyleyim. Daha doğrusu, öyleydim. Sen, Börük, bu bitmeyen hikayeler sürerken öyle büyük bir şaman olacaksın ki, her şey bittiğinde Gök Tanrı'nın tahtının yanında sen dikeleceksin, ben ve diğer şaman ataları karşında secde edeceğiz. Ben nice yiğitler yetiştirdim. Ama benim için ne talihsizlik, senin için büyük şans ve dünya için ne doğru ki en büyük yiğidi sen yetiştireceksin. Bu yiğit, Kağan oğlu Akay'dan başkası değildir. Yılkılar geri döndü, vazgeçip gittikleri sonsuz yolculuk sona erdi. Sadece Akay için yaptılar bunu, yılkı kraliçesinden de hızlı Apakay'ı onun için yolladılar. Ama daha çok genç, çok zayıf. Şimdi yürürse düşmana, geri dönemez..."

Börük, biraz sabırsızlık, biraz da farkındalıkla sözünü kesti yaşlı şamanın.

"Emin olabilirsiniz, böyle mukaddes bir görevim olmasa dahi onun haybeye ölmesine izin vermezdim."

Kok Tug Kam, belki sözünün kesilmesine kızgınlıkla, belki de görevinin bitmesiyle kayboldu ortadan. O zaman Börük, her yolun sona erdiği yerde, Gök Tanrı'nın karşısında diz çökerken buldu kendini.

"Kam doğru dedi, doğru dedi de bir yanlışı var. Akay pek yiğit olacak, yiğitlikte Tatar yurdunun batısındaki bir yiğitle yarışacak ama ne olursa olsun, o dünyaya senden de Akay'dan da büyük birini yolladım. Ve her şey bittiğinde sen benim solumda, o kişi benim sağımda oturacak. Onun başında yeryüzünün tacı, senin başında gökyüzünün tacı olacak. O kişiyi öyle yarattım ki onu eğiten, büyüten, her durumda yardımına koşan sensin ama o şimdiden senden daha bilge, daha güçlü. Kim olduğunu belki anladın, belki anlamadın ama bahsettiğim kişi, atalarının hepsinin gözündeki ateşten daha parlak bir ateşe sahip Tolga Giray'dan başkası değil!"

Börük, en ufak bir hayal kırıklığı duyduysa yeraltındaki zindanlarda yanayım. O zaten Gök Tanrı'ya ulaşmış bir şamandı, tek dileyebileceği buydu.


Yüzümüzü yaşayanların en muhteşemine çevirende...

Gök Tanrı tarafından yaşayanların en muhteşemi olduğu müjde edilmiş, ancak bundan uzun bir süre daha haberi olmayacak Tolga Giray, sarayında Serbest Adalar Birliği'nin elçilerini kabul ediyordu.

"Hükümdarımız, sizin sınırlarınız içinde ortak bir şehir kurmak ve bu şehirde yaşacak bin insan bulacaktır."

Serbest Adalar Birliği'nin bu teklifi, Tolga Giray'ın bilgelikle çizgilenmiş alnının bir anlığına genişlemesine neden oldu. Doğru düşünüp, doğru karar vermeliydi.

"Hükümdarınıza söyleyin, bize ve tabi ki dostlarımıza yarar sağlayacak her türlü anlaşmaya açığızdır. İsteğiniz kabulümdür ve iki halk arasında daha yakın dostlukların gerçekleşmesi temennimdir. Çekilebilirsiniz..."



___________________________
  1. Araştırma: Kutsallık                                  -8 Gelişim  -8 Üretim  -4 Askeri
  2. Araştırma: Bilimsel Metod                        -14 Gelişim -14 Üretim
  3. 3x Kaynak Keşfi (Börük Ata GE)                                -3 Üretim
  4. 3x Şehir Kurmak                                       -3 Gelişim  -14 Üretim
  5. 11x Populasyon Artırmak (Aycan Hatun)   -11 Gelişim
  6. Asker Üretimi: 5(500)x Uzun Yaylı                                                        -15 Askeri
  7. Lider Üretimi: Mete (OK)
Dilek: Yüksek Bilgelik Araştırmasında Ucuzluk
Dilek: Büyü Denemesi İçin Başarı Şansı
Büyü: Doğal Kalkan (Aqyar'ın Sadece Deniz Yüzü)
Büyü Denemesi: Görünmez Duvarlar



POPULASYON DAĞITIMI

Bahcasaray +1300
Aqyar +800
Aqmescit +700
Ötegen +700
Canköy +700
Akayiye +700
Atil +750
Bozyurt +350
Arasan +350
Bolmaqa +300


ASKER DAĞITIMI


Bahcasaray-130 Silahşör
Aqyar
Aqmescit
Ötegen
Canköy
Akayiye
Atil
Bozyurt +200 Uzun Yaylı
Arasan  +300 Uzun Yaylı, Mete
Bolmaqa +130 Silahşör

ADALAR BİRLİĞİNİN ŞEHRİ

Ötegen'in güneyindeki çıkıntının ucunda,
Elyurt adında olacak.

Aynı zamanda Serbest Adalar Birliği'ne BARIŞ - TİCARET ANTLAŞMASI (Al Üretim Ver İstediğini) teklif ediyorum.

(Bunlardan seçme şansım olmayan da olabilir, seçebiliyorsam böyle.)