28 Ağustos 2011 Pazar

8. Bölüm, Ocaklar


Tolga Giray, uykusuzluktan dolayı bahçelerde dolaşırken, bir liderin görebileceği en feci durumla karşı karşıya gelmişti. Alevler içindeki koskoca bir şey, şehrinin tam ortasına düşüvermişti. Yüzlerce kişi hemen oracıkta öldü. Binalardan geriye çok az şey kaldı. Şehrin yarısı yok olup gitmişti sanki. Zarar gören görmeyen herkes berbat bir haldeyken Tolga Giray, yine uzun zamandır gözükmeyen Börük Ata'nın bu işin içinde bir parmağı olmamasını umuyordu.

Şehir meydanında sık sık toplanan halk, bu sefer mutsuz ve zorunlu bir biçimde toplanmıştı. Bundan memnun olan kimse yoktu. Halkın akrı fikri onarımdaydı ve Kağanlarından bu yönde bir emir bekliyorlardı. Zararsız bir grup, kuzeyde gerçekleşen olaylara kayıtsız ve bilgisiz kaldıklarından dolayı Gök Tanrı'nın onları cezalandırdığını söylüyordu. Büyük bir yükseltinin tepesindeki Kağan ve Hatun, konuşarak durumu çözecek gibiydiler. Hatta daha onlar rica etmeden diğer Tatarlar evi yıkılanlara evlerini açmışlardı bile. Bahçesaray evlerinde dört ailenin aynı kazandan yiyişi, binaların binası sapasağlam olanlar tarafından tamir edilip, diğerlerinden kötü durumda olanların dinlenişi büyük bir toplumsal dayanışma örneğiydi.

Kağan bir adım öne atıp da konuşacağı zaman, tek endişesi kapkara gökyüzüydü. Geceydi ama en karanlık geceydi. Yıldız ya da ay yoktu. Gök Tanrı'nın onlara küsüp gökyüzünün onları terkettiğine inanan yaşlı bir adam bile vardı. Ama niyeti o olsa da bu gece konuşacak olan Kağan değildi, bu gece normal bir insan olan bitene akıl erdiremezdi çünkü. Gelen sesin Kağanlarına ait olmadığına şaşırmıştı Tatarlar.

Korkmayın. Tanrı size her zamankinden daha yakın.

Halk, sözün Börük Ata'dan çıktığını farkettiğinde, inanmamak artık ellerinde değildi.


O size kötülük etmez, başınıza gelenler hayrın habercisidir.

Belki de Börük Ata'nın el atıp son anda düzeltmesiyle olaylar büyümedi. Ama halkın bildiğiyle Börük Ata'nın bildiği arasında çok fark vardı. Kehanetin alametlerinden biri daha gerçekleşmişti, Ateşin Ruhu salınmıştı. Ama şimdi, kehanetle uğraşmanın vakti değildi.

***

Börük Ata, geçmişe dair bazı şeyleri hatırladı, ya da birileri tarafından hatırlatıldı. Dünya Hükümdarları'nın vazgeçilmez otoritesinin ve iradesinin bir belirtisi olan paralar vazgeçilmezdi. Eğer bir hükümdar dünyada söz hakkı istiyorsa, Tolga Giray Kağan'ın mührünü bastırıp dağıttığı paralar gibi para bastırmalıydı. Üstelik ticareti de çok kolaylaştırıyordu paralar. Para gibi önemli bir şey varsa, o da diğer medeniyetlerin yaptığı gibi törenin yazılı bir hale getirilmesiydi. Orhun Alfabesi ile yazılan Töre Duvarı, yüzlerce törenin yazılı olduğu büyük bir duvardı. Duvarın bir yanı şehirdi, öbür yanı Mülk Ocağı'ydı.

Tolga Giray, Hanokulun yetersiz kalmasıyla bu alanda uzman eğitim verecek ve daha büyük kapasiteye sahip ocakları kurmayı akıl etti. Karargah yakınlarında Er Ocağı, şehir meydanı yakınında İlim Ocağı, Töre Duvarı ardında Mülk Ocağı bulunuyordu. Er Ocağı, karargahın bir parçasıydı, İlim Ocağı başlı başına bir yapıydı ve Mülk Ocağı, şehrin yönetimini de kapsıyordu. Öğrenciler, buralarda hem muazzam bir eğitim alıyorlar, hem de yapacaklarını önceden görme imkanı kazanıyorlardı. En iyi eğitimi veren İlim Ocağı, aynı zamanda araştırmalar yapan bir merkezdi. Sadece Tatarların değil, başka ülkelerin de alimleri bu büyük bilim merkezine geliyorlardı. Kendi deyimleriyle Akademi dedikleri İlim Ocağı, sayılardan doğaya, varlıklardan büyüye kadar pek çok alanda çalışıyordu.

Ocaklar yokken Tatarlar neyse, şimdi iki katıydılar. Kafalarında sorular yoktu, işleri epey kolaylaşmıştı, üstelik bu değişim, gelişimin de önünü açıyordu. Ocakların kuruluş amacı yok olmanın eşiğine gelmiş başkenti yeniden kazanmaktı. Yeniden kazanmakla kalmamış, yeni bir boyut da kazandırmıştı. Üstelik Mülk Ocağı, özellikle kuzeyden ve denizden gelen haberlere aşina oluyordu. Kuzeyde batıya hareket halinde olan ordular, güneyde kıyılara yakın dolaşan korsanlar, Mülk Ocağı'nın gözünden kaçmamışlardı. En düzenli ocak olan Mülk Ocağı'nın çalışmaları meyvelerini erken veriyordu.

Er Ocakları, askerlerin önde başlamalarına neden oluyordu. Burada eğitim almak, bir savaş tecrübesine denk gibiydi. Başarılı olanlar erlik kısmını atlayıp direk rütbe alabiliyorlardı. Disipline önem veren bu ocak, savaş stratejileri ya da olası kuşatmalara karşı halkı silahlandırma planları konusunda çalışıyordu. Başbuğ rütbesini alan Atakan, orduların başkumandanı olarak bu ocağın en üst rütbelisiydi. Bir başkumandanın varlığı dahi ordunun komutasının kağanın elinde olduğu gerçeğini değiştirememişti. Başkumandan, sadece bir danışman görevi görüyordu. Aynı zamanda kağanın aldığı kararların kabul edilmemesi halinde kararı açıklayan kişinin alanla aynı kişi olmaması yarar sağlıyordu. Son zamanlarda Tatar yurdunda çok şey değişiyordu.

__________________________
  1. 3x Kaynak Keşfi (Börük Ata)                      3 Gelişim  6 Üretim
  2. Araştırma: Para                                            2 Gelişim  6 Üretim 1 Askeri
  3. Araştırma: Kimya                                         4 Gelişim 4 Üretim
  4. Araştırma: Matematik                                   3 Gelişim 3 Üretim 1 Askeri
  5. Araştırma: Fizik                                            5 Üretim 5 Gelişim
  6. 3x Popülasyon Artırmak (Aycan Hatun)        6 Gelişim 3 Üretim
  7. Araştırma: Peygamberler                               1 Gelişim 1 Üretim
  8. Araştırma: Kanun                                         4 Gelişim              4 Askeri
  9. Araştırma: Binicilik                                                      2 Üretim 2 Askeri
  10. Araştırma: Simya                                          7 Gelişim 7 Üretim
  11. Araştırma: Maji                                            1 Gelişim               1 Askeri
  12. Lider Üretimi: BaşkumandanAtagan (Eğitimci)

Nüfus Dağıtımı

Gelen Nüfus: 1950

Bahcasaray: +700
Aqyar: +350
Aqmescit: +250
Ötegen: +450

DİPLOMASİ

NPCler dahil, şu ana kadar yapmadığım bütün devletlere Barış + Ticaret

21 Ağustos 2011 Pazar

7. Bölüm, Ötüken Ana'nın İsteği


Tatarlar, sınırlarını eskisine oranla tam dört kat daha büyük yapmışlardı. İyice büyüyen orduları ve filolarıyla, denizden ve karadan gelecek devasa ordulara karşı bile savunulabilecek bir hale gelmişlerdi. Üstelik, meydan savaşından hoşlanmasına rağmen şehirlerdeki halkın güvenliği için tahta surlarla örülü şehirleri vardı. Bir töre olarak sınırlar genişlediğinde şehrin kurulup kurulmayacağı halka bırakılır, şehrin yeri şamana bırakılırdı. Halk ve boy asilleri zaten şehir kurulması yönündeki isteklerini belirtmişti. Ama Börük Ata, aylardır kimselere gözükmemişti.

Günlerden birinde, Aybahar Hatun kurumuş ve çatlamış bir toprak parçasının başında yere çökmüş, toprağı elleriyle okşuyordu adeta. Tolga Giray da onun omzuna elini koymuştu. Aybahar Hatun, bilinmez isminden midir doğayı pek severdi. Zaten, Ötüken Ana'nın benzerleri olan bayanlardan doğayı sevmeyen pek azı vardı. Ne zaman kuru ve çatlamış bir toprak görse Aybahar Hatun, gözyaşlarına hakim olamazdı.

Etrafta bir sessizlik vardı. Aybahar Hatun, sakin ve çok gürültü çıkartmadan ağlıyor, Tolga Giray'ın somurtan yüzü ona eşlik ediyordu. Hatun, toprağın üzerine elini sürerken birden çatlakların birinden dışarıya bir çiçek çıkmaya başladı. Çiçek yükselince görüntüsünden ve kokusundan bir dağ lalesi olduğu kesindi. Ama, garip bir şekilde çıkmasına bir anlam yükleyebilmelerini sağlayan, neredeyse unutacakları o ses olmuştu.

Ötüken Ana'dan bir hediye.

Börük Ata, kısa boylu olmasına rağmen taşıdığı tüm heybetiyle karşılarında dikiliyordu. Sanki Tolga Giray'ın soracağı soruyu hissedip yanıtı vermişti.

Uzun yollar teptim Giray, akıl almayacak tehlikeleri aştım. Senin kılıcı bulduğun yerden, Tanrı'ya ulaştım. Tanrı'dan Ötüken Ana'ya... Tek bir arzusu var, arzusunu kabul edenin yurdundad bu toprak gibi hiç kurumuş toprak kalmayacak. Tarlalarının bereketine hiçbir çiftçi ulaşamayacak.

Tolga Giray, gençti, ruhunda acelecilik vardı ama muhtemelen en aceleci olmayan gençti. Yine de Börük Ata'nın hikayesini şuan dinlemek istemiyordu.

Öteken Ana'mızın arzusu nedir atam?

Börük Ata, soruyu bekliyordu aslında. Bilerek uzatmıştı.

Beni tekrar salıverdiği topraklar. Oraya onun adında bir şehir kuracaksın.

Börük Ata susunca, sıra Tolga Giray'daydı.

Ve?

Ve bir kule, yapmana yardımcı olacağı bir kule istiyor. Kulenin yerini de gördüm. Sırtını dağa yaslayan, önünden nehir akan ve bir yanında orman olan bir yer. Şehrin ufağı gibi.

Atanın buyruğunu ikiletecek değildi Tolga Giray. Aybahar Hatun, mutlulukla saraya döndü. Tolga Giray, halkını topladı, Ötüken Ana'nın isteğini açıkladı onlara. Şehrin yerini bizzat gördü. Şehrin kuruluşuna bizzat tanıklık etti. Tanrı Kulesi'nin kuruluşuna yardım dahi etti.

Tanrı Kulesi, Ötüken'in merkezi konumundaydı. Güçlü surlarla korunan kule, ardındaki dağın yüksekliğini aşıyordu. Kulenin belli bölümlerinde teraslar vardı. Bu teraslar, keyif amaçlı değil, gözlem amaçlı kullanılıyordu. İçi de kütüphane gibiydi. Kule hoştu ama şehir, tam bir doğa harikasıydı. Dağların, ormanların ve nehirlerin birleştiği Ötüken, muhteşem bir güzelliğin sahibiydi. Börük Ata, kule için Kendini Tanrı'ya en yakın hissedebileceğin yer ; Ötüken için Ötüken Ana'nın kendisi kadar güzel dedi.

***

Börük Ata, Tolga Giray'ın kılıcından haberdardı. Ama Tolga Giray, hiç Börük Ata'ya bunu söylememişti. Ötüken'de ikisi birlikte gezerken, nehre yaklaştıkları sırada Börük Ata nehirde garip kıpırtılar hissetti. Tolga Giray, saklayamayacağını anlayıp kılıcını havaya kaldırdı. Altın renginde ışıl ışıl parıldayan kılıça suya yaklaştı. Su, deli dalgalarla bir o yana bir bu yana savruluyordu. Börük Ata'nın ağzından o an kelimeler döküldü.

Atakan'ın Kılıcı!

___________________
  1. 4x Kaynak Keşfi (Börük Ata)                     4 Gelişim 8 Üretim
  2. Şehir Kurmak                                             2 Gelişim 5 Üretim
  3. Araştırma: Astronomi                                  6 Gelişim               6 Askeri
  4. 3x Nüfus Artırmak (Aycan Hatun)               6 Gelişim 3 Üretim
  5. Üretim: Asker                                                                         15 Askeri
 ASKER ÜRETİMİ
Gelen Nüfus: 1950 (1500+450)

250 Mızraklı
250 Sapancı
250 Ciritçi

Sonuç: 1200 Nüfus

ASKER DAĞITIMI

-Bahcasaray: 500 Savaşçı, 200 Mızraklı, 150 Sapancı, 150 Ciritçi
-Aqyar: 300 Savaşçı, 100 Mızraklı, 50 Sapancı, 100 Ciritçi
-Aqmescit: 200 Savaşçı, 100 Mızraklı, 50 Sapancı, 50 Ciritçi
-Ötegen: 150 Mızraklı, 200 Sapancı, 150 Ciritçi

NÜFUS DAĞITIMI

-Bahcasaray: +300
-Aqyar: +100
-Aqmescit: +200
-Ötegen: +600

ÖTEGEN'İN KONUMU





15 Ağustos 2011 Pazartesi

6. Bölüm, Beylikten Devlete


Kağan'ın geri dönüşü ve halk arasında kılıcı bulduğuna dair çıkan dedikodular mutluluk yaratmıştı. Daha sonra meydana gelen nüfustaki gözle görülür artış, ordunun neredeyse iki katına çıkması ve halk içinde doğan bulabildikleri herşeyi inceleyen bir bilimin ortaya çıkması da bu mutluluğun sebeplerindendi.

Kağan, geri döndüğünde sınırlarını iyi bildi. En ufak dağ evinden en büyük şehre yönettiği her yeri araştırdı. Yönettiği topraklar çoktu, ama yeterli gelmedi. Tatar adetlerinde fetih vardır. Çok fetih yapılmadığında ordunun isyan çıkarttığı dahi görülmüştür. Fetihlerde elde edilen ganimetlerden askere de pay verilir. Boş bozkırlara savaş hakim olsa da çoğu fetih savaşsız yapılmıştır.

Kağan'ın geri dönüşünde kısa bir müddet sonra, kaynak keşfine çıkan kaşifler değerli pek çok şey bulmuşlardı. Bulunan değerli yükler, kaşifler tarafından taşınamamış, kervanlarla getirilmişti. Yükler Hansaray'a taşınıp Kağan'ın ayakları önüne serildi. Kağan, onlarca insanın huzurunda tahtından kalktı. Kendi elleriyle temizlediği kılıcı ona uygun olarak yaptırdığı kınından çıkartıp önünde düzenli olarak yığılmış, bir tepe oluşturmayan hazinesinin başına geldi.

"Çok para elde durmasın gerek." dedi ve kılıcıyla hazinenin bir parçasını ayırdı. Ayrılan parçayı hamallar büyük çömleklere doldurdular.

"Kaşifler bu parayı fazlasıyla hak etmişler." Kaşifler, bu söze karşılık diz vurdular. Hamallar, çömlekleri kaşiflerin önlerine yerleştirdiler. Kaşifler, sık sık keşfe çıkarlardı, bu da onlara moral olmuştu tabi. Çömlekleri omuzları üstüne alarak dışarı çıkacakları sırada Kağan'ın sesi duyuldu:

"Kalın." Her ne kadar emreder gibi bir ifade olsa da Kağan'ın ses tonu aksini hissettirmişti. Kılıcını eline aldı tekrar, bu sefer eskisinden daha ufak bir parçayı ayırdı. Hamalların çömleklere doldurmasını izleyip konuşmayı tercih etti.

"Bu, Kağan'dan Aycan Hatun'a liman masrafları içindir. Akyar'a yollayın."

Hamalların çeyreği dolu çömlekleriyle dışarı çıktılar. Akyar'a yollanması için hediyelerin kervana yüklenmesine yardımcı oldular. Onlar yüklerken Kağan, kılıcıyla bir parçayı daha ayırıyordu. Ayırdığı parça bir çömlek kadardı.

"Bu halk içindir. Aybahar Hatun, bunu ihtiyaç sahiplerine dağıtsın."

Aybahar Hatun, Kağan'a anlamlı bir bakış atıp çömleği taşıyan hamal ile birlikte dışarı çıktı. Daha dışarı çıkarken, geriye kalan hazineyi iki parçaya ayırmıştı Kağan. Bir parçası, bütün hamalların katkısıyla çabucak çömleklere dolduruldu.

"Bu halkımın tek teminatı olan ordu içindir. Bir kısmı da yeni yapılacak seferler içindir. Geriye kalanı da daha sonra Tatarlar'nın geleceği için harcanmak üzere saklanacaktır."

Geri kalanı da çömleklere doldurup taht odasının duvar önlerini süsledi. Bir bir herkes diz vurup han odasını terketti.

***

O gün gelip çatmıştı. Geri döndüklerinde burada buldukları sadık atlarının üstünde Tolga Giray Kağan, Atakan Bey ve otuz soylu, yüzlerce kişilik ordularının başında at sürüyorlardı. Savaşçılar, sapancılar, mızraklılar, ciritçiler... Büyük Tatar Ordusu, nizamlı bir biçimde ilerliyordu. Önce batıya gittiler. Sonra doğuya. İyi ganimet elde ettiler.

"Atımın ayak bastığı her toprak benimdir!" Efsanevi Avrupa Hun Hükümdarı Attila'nın sözleri, bu sefer Tolga Giray Kağan'ın ağzından çıkıyordu.


_______________
  1. 3x Sınır Genişletme (Batı-Doğu-Doğu)           9 Gelişim                   9 Askeri
  2. 4x Kaynak Keşfi (Börük Ata)                                       8 Üretim     4 Askeri
  3. Araştırma: Felsefe                                          1 Gelişim
  4. 2x Populasyon Artırmak (Aycan Hatun)          4 Gelişim  2 Üretim
  5. Üretim: 2 (100) Kadırga                                                                 6 Askeri
  6. Üretim: Asker                                                                                12 Askeri
  7. Lider: Atakan Bey (Eğitimci)

Asker Üretimi:
1300 Popülasyonum var başta.

4, 200 Sapancı;
4, 200 Mızraklı;
4, 200 Ciritçi;
2, 100 Kadırga

700 Popülasyon buraya gidiyor. Geriye de 600 kaldı.

300- Bahçasaray
200- Aqyar
100- Aqmescit

9 Ağustos 2011 Salı

5. Bölüm, Güreşler

Yaşlı şaman, hemen her gece olduğu gibi Kehanet Ateşi'nin yanındaydı. Ateşin etrafında ruhlar dolaşmıyordu artık. Bir bütün olarak ateş gittikçe daha güçlü yanıyordu. Ama daha Son Kehanet başlamamıştı. Bunu hissedebiliyordu Börük. Kehanet başladığında dünya alt üst olacaktı çünkü. Kehanet gerçekleşecek, ama destan bitmeyecekti.

Şaman bir hareketlilik sezdi ateşte. Değişik bir hâl alma gibiydi bu. Kehanet Ateşi, yükselerek gökyüzüyle buluştu. Börük buradaki garipliğe ve içgüdülerine dayanarak orayı terk etmeye karar verdi. Gizli vadiden çıkıp uzun mağaradan geçti. Mağaranın girişine geldiği anda kötü ruhların mağaraya akın ettiğini gördü. Bu ruhlar, ateşin işareti üzerine toplanıyorlardı. Yaşlı şaman yine yerinde duramadı, derhal ruhların geldiği yöne, Akyar sahillerine doğru koşmaya başladı.

Akyar'da garip bir sessizlik hakimdi. Evler pek bir sessiz görünüyordu. Sokaklarda denizden esen rüzgar, yerdeki yaprakları uçuruyordu. Yapraklar normalde yönlerini değiştirmeden ilerlemelerine rağmen yaşlı şamana doğru uçuşan yapraklar sağa sola savruluyordu; aynı şamana yaklaşınca yön değiştiren kötü ruhlar gibi. Akyar'da garip bir şeyler ararken garip bir his aldı onu. Zamanla zamansızlık, varlıkla yokluk, görünürlük ve görünmezlik arasında bir boyutta hissetti kendini. Karşısında on beş insan boyunda dev bir yaratık vardı. Şüphesiz bu yaratık şu anki "Baş Düşman"larıydı. Ve doğrudan şamana doğru koşuyordu. Yok yok, şamana doğru fırlatılmış gibiydi. Şaman biliyordu ki gerçeklik de bir boyuttan ötesi değildi, herhangi bir boyutta ölmek diğerlerinde ölmek için yeterliydi...

***

Tolga Giray, yüksekte bir yerlere oturmuş güreşleri izliyordu. Koltuğun kolunda da Aybahar Hatun oturmuş, üzüm yiyordu. Tolga, sütü severdi, kısrak sütünden sık sık içerdi. Ama kımızı sarhoş edici olduğundan içmezdi. Yine elinde bir bez şişe duruyordu. Aybahar Hatun da kısrak sütü sever, kımıza dokunmazdı. Güreş izlemekten de pek hoşlanmazdı, ama çocukluk ve gençlik döneminde güreş tutmaktan hoşlanırdı.

Bugün güreş oyunlarında Alpircan diye bir yiğit öne çıkmıştı, ama o da ara sıra yeniliyordu. Herkesi yenen ama kağanı yenemeyen birini nasıl bulacaktı kağan? Sarayın yollarından iki kişi geçip gecenin romantizmine kapıldılar. Lale bahçelerinden geçip gittiler öylece. Ama taht odasının terasından kendi bahçelerini izlediler. Uzun süre orada kaldılar. Bir gören olsa dondular sanabilirdi. Ama daha sonra odalarına indiler. O gece Aybahar Hatun gebe kaldı. Tolga Giray da sabaha karşı garip bir rüya gördü.

***

Şaman iki büklüm duruyordu dev yaratığın karşısında. Ama hisleri bu yaratığın o yaratıkla bir olmadığı yönündeydi. Bu onun bir çarpıtmasıydı muhtemelen. Çarpıtmaların tek özelliği ölünce diğerlerine bir şey olmamasıydı. Ama gerçekleri ölürse tüm çarpıtmalar da ölürdü.

Dev yaratık, şamanın uzansa dokunacağı bir yere gelince donakaldı. Sanki yürümek istiyor, önündeki insanı nefretle öldürmek istiyordu. Ama olduğu yerde kalakaldı. Şaman, arkasından gelen ruhların yaratığa akışını gördü, gerileyerek, bir gözüyle yaratığı inceleyerek hareket etmeye başladı. Törek Dağı olduğundan emin olduğu yere geldiğinde, dağın etrafının sularla çevrili olduğunu gördü.Sular gitgide yükseliyor, yaratık ruhların düğümünden çözülmüş ona doğru geliyordu, ya da onlara.

Tolga Giray, elinde soluk mavi bir ışıkla parlayan kılıcı elinde bulmuştu uyandığında. Sarayda kimse yoktu. Odaların böyle boş olması, hüzün verici bir durumdu. Hele ki bir kağan için. Derken saray yıkılmaya başladı, bu garip yıkılmadan zar zor kurtulabildi kağan, elindeki kılıçla. Saray yıkılıp toz oldu dağıldı, laleler toprağın altına girdiler yine. Tolga'nın önünde bir şaman, önünde devasa bir yaratık, gökyüzünden yere düşen yıldırımlar, vurdumu uçuran fırtınalar, hortumlar. Elindeki kılıcın garipliğine rağmen herşey çok garip, kılıç çok normalmiş gibi gözüktü ona ve Börük Ata'sının ölmesine izin veremezdi, en azından ölümünü izleyemezdi. Kılıcı onun tek silahıydı ve doğrudan ilerledi.

"Atakan'ın kılıcı!" diye şaşkınlıkla haykırdı şaman. Şamanın bu haykırışı ve fark edişi, kılıcın soluk mavi ışığını mavimsi alevlere dönüştürdü. Yaratık ışıktan korkmuş olacak, kollarını ileriye savurmaya çabaladı. Ahtapot koluna çok benzeyen bu kollar, bir bir kesildiler. Yaratık, ileri savuracak hiçbir kolu kalmadığında suyun içine dalıp gözden kayboldu. Su da yavaş yavaş çekiliyordu. Börük Ata, çevik bir hareketle asasını kağanın sırtına vurarak onu suya itti. Kağan, suyun içine girdiğinde nefes alabildiğini farketti. Yaratık, devasa cüssesine rağmen hızlı ilerliyordu. Ama Kağan, ilahi bir biçimde ondan daha hızlı ilerleyip kılıçla yaratıkta pek çok yara açtı. Savaş, Börük Ata tarafından da izleniyordu. Yaratık tekrar çıkan kollarıyla kağanı sarmalamaya, kağan da yaratığı öldürmeye çabalıyordu. Savaş sonuçsuz kaldı. Yaratık, başına aldığı bir kılıç darbesiyle havaya savruldu. Tolga Giray, o an uyandığında Bahçesaray'daki sarayındaydı. Börük Ata ise Akyar'da limana çok yakın bir yerde buldu kendini. Havaya savrulan yaratığı gördü Börük Ata. O gece Akyar'da elli Tatar kayboldu. Ama Börük Ata, yeteri kadar yakından görememişti yaratığı. Bu eksiği de o an sahilde olan ve akıl sağlığı yerinde olan bir genç kapatıyordu.

"Neydi o?"

"Bilmiyorum. Bilmiyorum. Dev bir yaratık."

Adam bu sözleri tekrar etti hep. Börük Ata, çok uğraştı konuşturmak için ama adam konuşmadı. Adam iri cüsseli, güçlü kuvvetli birine benziyordu. Güreşçi gibi bir hali vardı. Adamın odunculukla uğraştığını anlamak zor değildi. Elinde bir balta, belinde bir kuşak vardı. Börük Ata'nın öğrendiğine göre adamın adı Atakan'dı. Atakan. Kılıcın sahibinin adaşı. Güreş oyunlarının son gününde Atakan'ı güreşe götürdü Börük Ata. Yenemediği kimse yoktu, kağan dışında. İsmini Yatağan diye tanıttı şaman.



______________________
  1. 3 Kaynak Keşfi (Börük Ata GE)                3 Gelişim 6 Üretim
  2. Araştırma: Gemicilik                                   1 Gelişim 1 Üretim 3 Askeri
  3. Popülasyon Artırmak (Aycan Hatun TR)     2 Gelişim 1 Üretim
  4. Üretim: 2(100) Mızraklı                                                          2 Askeri
  5. Üretim: 2 Kadırga                                                                  6 Askeri
  6. Şehir Kurmak: Aqmescit (Doğuda)             2 Gelişim 5 Askeri
  7. Dünya Keşfi(Doğu)                                     2 Gelişim

Ordunun son durumu:

Aqyar: 300 Savaşçı
Bahcasaray: 400 Savaşçı 200 Mızraklı
Aqmescit: 100 Savaşçı

Filonun hepsi Aqyar'da.

Şehir kurmak: Aqmecit, Doğu'da, biraz kuzeyde, deniz kıyısında değil.

Doğudaki dağları keşfediyorum :D

6 Ağustos 2011 Cumartesi

4. Bölüm, Kehanet Ateşi

Börük Ata, Kehanet Ateşi'nin Doğuşu


Tatarların akıl sağlıklarını bozabilecek seviyede garip olaylar oluyordu. Akyar'da ölenler, delirenler gittikçe artıyordu. Bu da yetmezmiş gibi, kıyıya dev bir yüzgeç oturmuştu. Bu yüzgecin bir ahtapota ait olduğu konusunda halk hemfikirdi. Onlarca ahtapot boyutunda bir ahtapota. Delirenler ve yüzgeç yetmezmiş gibi, Kütükbaş'a çok benzeyen ama Trieme dedikleri bir gemiyle Akyar'a gelen garip bir halkın kralı Tolga Giray Kağan ile görüşüyordu.

Taht odasındalardı. Gelenler zırhlanmış ve donatılmış askerlerle gelmişlerdi. Aslında Tatar adetlerinde bu asılmalarını gerektiren bir durumdu ama daha önce hiç tatar görmemiş birinden bu adeti bilmesini beklemiyorlardı. "Kraken." dedi Garip Kral, "Kraken'dir o, Hades'in öfkesinden doğan yüce yaratık." dedi.
Tolga Giray Han, söylediklerini az çok anladı. Anladığına göre kral, "Yüce Hades'e olan öfkesinden doğan Kraken" diyordu. Başını iki yana salladı. Ne Hades ne de Kraken ismi geçiyordu destanlarda. En doğrusunu Börük Ata bilecekti elbette. Ticaret, barış ve tam ittifak antlaşmasıyla sona erdi görüşme. Askerlerle gelmelerini hoş karşılamadıklarını, Tatarların gösterişe aldırmadıklarını ve en nefret dolu oldukları krala bile tuzak kurmayacak kadar onurlu olduklarını ima ettiler.

***

Yaşlı şaman, baston olarak kullandığı asası sayesinde zar zor yürüyordu. Yüzüne vuran fırtına yürümesini imkansızlaştırıyordu. Ama ufak bir adım atıyor, çok yol gidiyordu. Hortumların kol gezdiği bir dağı aştı. Ağaçların arasında karanlık ruhların dolandığı bir ormanı geçti. Fırtına birden kesildi, önünde muazzam güzelliklerle dolu bir vadi yer alıyordu. Göremediği biri onunla ilahi bir biçimde konuşuyordu.

"Burası cennettir. Nicedi atalarınız analarınız buraya gelir. Buraya gelen ölmemiş, cennete varmıştır. Ben, Gök Tanrı, Tatarlar için yarattım burayı. Buranın ötesinde başka millet bulunur. Sen, Börük Ata'sın, benim yer ile gök arasındaki sesim.

Yaşlı şaman, asasını hala dik tutarak sesin geldiği yöne diz vurdu. Pek az şaman doğrudan Gök Tanrı'yı görmüştür. Görenler kamdır, dokunduğu herkes cennetlik olur.

"Bilirim ki sıkıntılısın Börük, ben Otuz Tatar'a denize gitme dedim ama onlar şimdi denizde uçan şeylere biniyorlar."

Yaşlı şaman bu konu hakkında sıkıntılıydı gerçekten de ama Gök Tanrı'nın Tolga'yı bu yüzden kutundan esirgemediğini, onu Otuz Tatar'ın kutalmış efendisi olarak ilan ettiğini de anlatıyordu bu sözler.

"Peki ne diyeyim, ne yapayım da vazgeçireyim onları Tanrım."

 Börük Ata, Tengri'nin herşeye hükmeden ve herşeyin sahibi anlamındaki Kutlu Şah ismini kullanmıştı. Ama orada dakikalarca hiç kıpırdamadan durmasına rağmen tek bir söz bile duyamamıştı. Kutlu Şah derken ayıp ettiğini zannetti, ayağa kalkıp bastonuna dayanarak arkasını döndü, zar zor geçebildiği orman görülebilecek en güzel ormandı, dağın tepelerindeki karlar güneş gibi parlıyordu, kapkaranlık gökyüzü hiç bu kadar aydınlık olmamıştı, buyruk dinlemez fırtına dinmiş yerini hafif bir esintiye bırakmıştı ve yaşlı şamana en kutlu geleni, etrafta dolaşıp duran karanlık ruhlardan iz bile kalmamıştı.

Börük Ata adımını tam atacakken arkasından gelen ses, ayağını geri çekmesine neden oldu. Bu ses kesinlikle nalsız bir tatar atının koşu sesiydi. Börük Ata büyük bir heyecanla sesin geldiği yöne döndü. Umut ettiği Gök Tanrı'yı gören ilk şaman olmaktı ama atın üstünde ilahi bir varlık yer almıyordu. Atın binicisi, doğumunu gördüğü Bogu Han'dan başkası değildi.

"Börük Atam, tanrımıza ne edeceğini sordun. Git kanımdan olana 'Tanrı denizi Tatar'a hep yasak etmedi.' de. Suya bir gözcü koydu Tanrımız, eğer ki o öldürülürse Tatarlar tüm dünyaya hakim olacaklar. Atakan'ın kılıcı gizlenmiştir. Tatar yurdunda güreşte bir tek kağanı yenemeyenle birlikte gidecek ve Atakan'ın kılıcını alacak. Atakan'ın ruhu kılıca hapsoldu, çünkü yaratık onu öldürdü.

Börük Ata devamını dinleyemedi. Çünkü gittiği yolu geri dönmeden, birdenbire uyandı. Ama Gök Tanrı'nın bir bildiği vardı ki uyanmıştı. Atakan'ın Kılıcı'nı aldıktan sonra ne yapacaklarını kendileri bulmaları gerekiyordu.


***

Tolga Giray Kağan (Oğuz Kağan)


 Tolga Giray, şamanın bu rüyayı gördüğü gece uyuyamadı, yanında uyuyan Aybahar Hatun'u uyandırmamak için sessizce odayı terketti. Ama Aybahar Hatun uyanmıştı, kağana belli etmeden onu takip ediyordu. Tolga Giray, lale bahçelerinde yürüdü uzun uzun. Sonra yere çöküp lalelerden muhteşem olan bir tanesine başını yaklaştırıp kokladı. Koku onu mestetmişti ki omzuna değen kart ve sert bir el onu tekrar bu dünyaya döndürdü. Elin sahibi Börük Ata'dan başkası değildi. Esen rüzgarda cüppesinin etekleri ve üzerindeki püsküller savruluyordu, uzun beyaz saçları da bu savrulmaya eşlik ediyordu. Sakalı hiç yoktu, ama her tatar erkeğinin bıraktığı, bırakmayanların erkek sayılmadığı bıyığı vardı.

"Tolga, Tanrımız denize açılmana rağmen seni Giray ilan etti.."

Tolga, "deryaya qarışması"na üzülmedi bunları duyunca. Zaten Gök Tanrı, Giray ilan etmeyeceği kişileri hanedanlık mensubu yapmazdı.


"Börük Atam, yoksa Kamlıga mı vardın?"

Börük Kam, -Kam olmak için Gök Tanrı'yı görmek yetmezdi. Bir erkeğin ya da kadının size kam olarak seslenmesi gerekirdi.- duyduklarından memnundu, ama anlatmak istediğini çabucak anlatması lazımdı. Çabuk ama herşeyi gözler önüne sermeden.

"En yiğitini, güreşte bir seni yenemeyenini bulacaksaı."

Yaşlı şaman, esrarengiz bir biçimde bunları söyledikten sonra kayboldu. Tolga Giray Kağan, çok geç kalmadan kararını açıkladı.

"Yarın güreşeceğiz!"

***

Yaşlı şaman, bilmeden yürüdü yolları. Büyük bir mağaranın içinden geçip gizli bir vadiye ulaştı. Vadi ufacık bir açıklıktı, hiç ağaç yoktu. Ortasında taşlar dizilmiş bir çember vardı. Dışı da sanki belli bir düzenle bazı kişilere ayrılmıştı.

"Börük sana çok iş var. Yıllarca destanlar anlattınız, şimdi bir destanın en büyük tanığı sen olacaksın. Bitmeyen Hikayeler şimdi başlıyor. Kehanet Ateşi, burada yanacak ve tüm dünyaya dağılacak!"

Taşlarla belli edilmez çemberin ortasında belli belirsiz bir kıvılcım gördü Börük Kam. Ama bunun Sönmez Kehanet Ateşi olamayacağını biliyordu. Çok ani bir biçimde devasa bir ateş yandı. Gökyüzüne kadar uzandı bu ateş. Börük, mistik güçlerin etkisiyle geriye fırlayıp duvara çarptı. Diz çöküp sırtını taştan duvara yasladı. Belli belirsiz fısıldamalar duyuyordu. Ateşin etrafında ufak ateş topları dolanıyordu.

"Kehanet"

***

Bu olaylardan bir müddet önce, halk demiri işlemeyi öğrendi. Bilgileri aktaracak ve artıracak okullar kurdu. İlim Ocağı dedikleri bu yerde, önce yaşlı-genç demeden herkese belli bir eğitim verildi. Sonra daha çok çocuklar ve gençlere verilen eğitimle gelişim sağlanmaya çalıştı. Aynı zamanda İlim Ocağı'nın içinde Asker Ocakları da kuruldu, tarih boyunca ilmi eğitim veren okullar, ilk defa farklı bir amaçla, askeri eğitim için kullanılıyordu.
____________________________
Hamleler:
  1. 3x Kaynak Keşfi (Börük Ata GE)                  3 Gelişim  6 Üretim
  2. Araştırma: Demir İşçiliği                                                 2 Üretim  2 Askeri
  3. Nüfus Artırmak (Aycan Hatun TR)                 2 Gelişim  1 Üretim
  4. Araştırma: Okullar                                                          3 Üretim  3 Askeri
  5. Asker Üretimi: 400 Savaşçı                                                            4 Askeri
  6. Asker Üretimi: 4 Trieme                                                                 4 Askeri
600 nüfus kullanarak asker ürettim, nüfustaki fazlalık Akyar'a eklensin.

    29 Temmuz 2011 Cuma

    3. Bölüm, Nehrin Kıyısındaki Diyar

    Bahçesaray, Türk Dağı'nın hüküm sürdüğü şehir. Ufak dağlar dizisinin en büyüğü Türk Dağı'nın merkezi boş gibidir. Sadece en yüksek yerinde Hansaray bulunur. Hansaray'dan çok uzak bulunmayan bir düzlükte de Toy Meydanı. Tatar inancına göre dağlar kutsaldır. Çünkü dağlar yeryüzünden Gök Tanrı'ya uzanan iyilikleri temsil eder. Böyle düşündüklerinden dolayı da o sevaplardan yararlanmak için dağın yerle buluştuğu noktaya şehirlerini kurarlar. Kale kuracakları zaman, şehrin içinde dağın üstünde kurarlar. Hansaray da en yüksek noktaya kurulur. İnanılır ki uçmağa varmış yiğitler sadık dostları kurtlarla birlikte düşman saldırdığında Gök Tanrı tarafından dağlara gönderilir, kalelerde düşmanlarla savaşırlar, Hansaray'ı savunurlar.

    Bir kere, Bogu Han'ın yüz kişi bile etmeyen ordusu bir vadide sıkıştığında vadinin çıkışını yüzlerce Çinli tutuyordu. Bogu Han, o sıralarda biraz rahatsız olduğundan savaşarak ölmek istemişti. Yaklaşık yetmiş yiğit, akşam az nöbetçiyle uyumuştu. Çünkü Çinliler, açlığı kullanarak savaşsız Han'ı esir etmek istiyorlardı. Sabah uyanıp atlarını Çinlilerin barikatına sürdüklerinde, cesetlerden bozkır gözükmüyordu. Sağda solda tek tük kurtlar dolaşıyordu. Güzel ve ilahi bir görünüşe sahip bir kurtun olduğu yerde Çin İmparatoru can çekişiyordu. Bogu Han oraya geldiğinde sanki bir sınava sokulmuş gibi hissediyordu ve kurt, imparatoru paramparça etmek için emir bekliyordu sanki. Ama Bogu Han, imparatorun böyle can vermesine izin veremedi ve yakarışlarına dayanamayıp sırtına aldı. İmparatorun hain bıçağı ile can veren Bogu Han'ın hıncını orada bekleyen kurt imparatorun boynunu kopararak aldı. 

    Yiğitler geri dönüp haberi verdikleri sırada seferde olan Bogu Han'ın oğlu Tolga-Şad yerine devletin batısının valisi Yumtekin'in oğlu Koru zorla tahtı elde etti. Tolga-Şad da ne devletin bütünlüğünü bozmak için Koru Han'a karşı savaştı, ne de onun zulmüne dayanamadı. Bunun sonucu olarak da bir gece rüyasında gördüğü güzel topraklara ulaşmak için sadık yoldaşlarıyla birlikte yola çıktı. Rehberi yok değildi, rüyasına giren bir dişi kurt ona rehberlik ediyordu. Bu dişi kurt, bir dönemde Türklerin yeniden doğuşunu sağlayan erkek kurt Börteçine ile dişi kurt Asena'nın dişi yavruları Almina'dan başkası değildi.

    Halkın boybeyi olmayan kesimi arasında fazla gelir farklılığı yoktu. Belki bu yüzden -yine boybeyleri hariç- herkes kendi ya da yakınlarıyla yaptığı evlerde kalırdı. Evlerin çoğu basit yapı malzemelerinden yapılmış basit yapılardı. Boybeylerinin büyük bir çoğunluğu dahi bu basit malzemelerden yaptırdıkları daha büyük evlerde kendi boylarında otururlardı. Her boyun dağa en yakın yerinde bir bey otururdu. Yedi beyin yedi boyu vardı. Her boy farklı bir şekilde geçimlerini sağlar, birbiriyle ticaret ederken de para hırsına bürünmeden kardeşlik duygularıyla hareket ederlerdi.

    Hansaray'ın önünde muazzam bir bahçe uzanıyordu. Bahçenin neredeyse tamamını hükümdar ailesinin sembolü olan laleler kaplıyordu. Güzelliğin ve asaletin sembolü olan geniş lale bahçeleri saraydan çok yer kaplıyordu. Bu geniş bahçelere erkekler değil, Aybahar Hatun'un nedimeleri bakardı. Sabahları; kırmızı, yerlere kadar uzanan bir elbiseyle Aybahar Hatun lale bahçelerinde yürürdü. Neredeyse her zaman Tolga Giray Kağan da ona eşlik eder, lalelerden birini koparıp saçına takardı. İlk karşılaştıklarında, güzelliğine yakılmış türküler bütün acuna yayılan Aybahar Hatun, yine bir lale bahçesinde dolaşırken Tolga-Şad onu görüp büyülenmişti. Şadlığı ardında bırakıp lale bahçesine girdiğinde, Aybahar Hatun'un billur gibi sesiyle söylediği şarkıya eşlik edip saçına bir lale takmıştı. Sonra Tolga-Şad'ın bembeyaz Kırat'ına binip Bogu Han'ın sarayına gitmişlerdi. Acunun her yanından gelen misafirlerin doldurduğu haftalarca süren bir toyla evlenmişlerdi. Aybahar Hatun ile Tolga-Şad'ın aşkı büyüktü.

    Özel olarak Kağan ve Ece tarafından seçilmiş lalelerin kenarlarına dikildiği, sağ ve sol taraflarını lale bahçelerinin kapladığı uzun bir yolun sonunda, iki yanından büyük sütunlarla desteklenmiş Orkapı (Tatarca: Qrkapı) bulunuyordu. Orkapı, eski atalarından kalan tek alfabeleri olan Göktürk Rünleri ile süslenmişti. Rünleri doğru düzgün okuyabilen azdı. Halkın çoğu Tatarca'yı iyi bilip korumalarına rağmen rünlerle pek ilgilenmezdi. Hükümdar ailesi ve bazı boy önde gelenleri rünleri tam olarak okuyabilirdi. Halk, okuyabildiği kadarıyla rünlerde Hansaray,  Lalebahça ve Kerey (Giray) kelimeleri geçiyordu. Kapı, uzun bir koridora açılıyordu. Koridor, yine sütunlarla desteklenmiş enine yaklaşık 7 boyuna yaklaşık 36 metrelikti. Sağ ve sol yanında karşılıklı yirmiye yakın oda vardı. Odalar, girişten sona doğru hizmetçiler, rütbeli askerler ve hükümdarın yakınları içindi. Koridordaki sütunlar ve duvarlar resimlerle kaplıydı. Özellikle kapıların üzerleri olmak üzere rünler de bulunmaktaydı. Koridor bulunmayan ortadan taht odasına uzanan yolu Tatar kültürünü taşıyan bir kilim kaplıyordu. Bu kilimi yine Aybahar Hatun'un nedimeleri işlemişti. Kilimin taht odasına uzanan ucunda Aybahar Hatun'un işlediği büyük lale motifleri yer alıyordu.

    Koridordaki sütunlarda yer alan meşalelerin parlaklığı taht odasına yaklaştıkça artıyordu. Bu parlaklıkla birlikte işlemeler de daha canlı daha muhteşem oluyordu. Taht odası da bu muhteşemliğin doruğa ulaştığı yerdi. Yüksekte bulunan tahtın tam üstünde büyük bir portre yer alıyordu. Portrede, yılların geleneği bozulmuştu. Kağan, eli silahlı ve tek başına değil, günlük giysiler içinde Aybahar Hatun ile resmedilmişti. Tablo oldukça gerçekçiydi. Tabloda dikkat daha çok Aybahar Hatun'un üzerindeydi. Özellikle lale işlemeli elbisesi ve kırmızı lale rengi doğal saçları dikkat çekiyordu. Tabloda Kağanı işaret eden tek şey, etkileyici yüzü ve kokladığı laleydi.

    Taht, iki yanından merdivenlerle çıkılan bir yükseltide bulunuyordu ve altındaki kapı Han ve Ece'nin odasına açılıyordu. Aynı yükseltinin yaklaşık üç kat daha yükseği iki yükselti, tahtın beşer metre sağ ve solunda yer alıyor, tek merdivenle çıkılan bu yükseltilerdeki kapılar da büyük terasa açılıyordu. Büyük teras, sadece Han ve Ece'nin girebildiği dağın en yüksek ucundan batıya doğru kurulmuş sarayın doğu ucuydu. Terasın baktığı yönde lale bahçeleri vardı. Altındaysa han ve ecenin odası. Güneşin kutsallığından dolayı Doğu da kutsaldı. Bu yüzden Hansaray batıya bakar, büyük teras ve kağan odası doğuya bakardı. Güneşin doğuşu, bahçelerde ya da terasta Kağan ve Ece tarafından izlenirdi.

    Taht odasının girişin sağ duvarına dayalı ahşap yer masaları vardı. Yine girişin sağ köşesinde üst üste renk renk minderler diziliydi. Kağan ziyafet vereceği zaman bu masalar ve minderler hazırlandığı gibi kurultay zamanında da hazırlanırdı. Kurultay kurulduğunda boybeyleri büyük küçük diye ayrılmazdı. Hepsi önce Kağan'ın önünde diz vurup "Buyruk Kağanım'ındır" der, sonra yerlerine yerleşirlerdi. Kurultay'a katılanlardan sadece iki kişi Kağan'ın önünde diz vurmazdı. Bunların ilki doğal olarak Kağan, öbürü de Aybahar Hatun'du. Çünkü Kağan aksini buyurmadıkça Ece'nin sözü de buyruktu. En yükseğinden en düşüğüne herkes onun sözüne itaat ederdi. Hatta, Tolga Kağan ile Aybahar Hatun'un bağı kuvvetli olduğundan çoğu kez Tolga Kağan, Aybahar Hatun'un sözlerine itibar edip onun dediklerini buyurdu.

    ***

    Akyar, aslında nehrin adıydı. Ama şehir nehrin en önemli bölgesine kurulduğundan adı Akyar konmuştu. İlk zamanlar nehrin güney ve kuzey ucuna özel bir isim verilmemişti. Ama güney ucunun olduğu bölgedeki denizin daha hareketli olmasından dolayı, güneydeki suyun daha geniş olduğunu kanaat edilmişti. Bu yüzden de en önemli yer güney ucu kabul edilmişti. Şimdi Akyar Valisi olan Aycan Hatun'un adına da güney ucu Aycan konmuştu. Akyar, Aycan'ın batısına kurulmuş bir liman şehriydi.

    Liman ile şehrin arasını tarlalar kaplıyordu. Bu tarlalarda da tek tük çiftçi kulübeleri vardı. Çiftçilerin büyük kısmı tarlalarda değil şehirde yaşıyordu. İnşaat işçisi diye bir şey yoktu. Çoğu çiftçi olan bu halk, inşaat olacağı zaman yarı yarıya işçi oluyor tarlalarına muhtemelen bir aylığına komşularına emanet ediyorlardı. Aycan Hatun, şehri çok güzel idare ediyordu. Sık binalardan oluşan şehirde mahalle ayrımları yoktu. Evler birbiriyle büyüklükleri hariç aynı tiptelerdi. Akyar'daki halk ormancılıkla da uğraşmaya başlamıştı. Kağan tarafından bilinen milletlere gönderilen elçiler ve kaynak keşfine çıkanlar, Akyar'da yaşayan ormancılık bilgisine sahip Tatarlardı. Akyar'ın güvenliği için, 100 savaşçı eğitilmişti.

    Meraklı Akyar halkı, nehirde yüzmekten pek hoşlanmıştı. Her gün yüze yakın Tatar, nehre yüzmeye gidiyordu. Nefesini tutup dalanlar, nehrin altında değerli eşyalar arayanlar bile vardı. Bazılarıysa Kütükbaşlar sayesinde yakındaki adalara gidip oralarda yüzüyordu.

    ______________________

    1. 2x Nüfus Artırmak (300 Akyar 700 Bahcasaray)      4 Gelişim 2 Üretim               (Aycan Hatun TR)
    2. 2x Kaynak Keşfi                                                                     4 Üretim 2 Askeri (Börük Ata GE)
    3. Araştırma: Ormancılık                                               2 Gelişim               1 Askeri
    4. Araştırma: Diplomasi                                                3 Gelişim 1 Üretim 1 Askeri
    5. Üretim: 100 Savaşçı (Akyar)                                                                  1 Askeri  
    Nüfusların artma oranları hesaplanmadı, aynı oranda dağıtılsın fazlalıklar.




    Diplomatik Hamleler:

    Bütün bildiğim devletlere Üretim Puanı teklif ediyorum.

        17 Temmuz 2011 Pazar

        2. Bölüm, Geniş Bozkırlardan Hiddetli Okyanuslara



         "Buyruk Kağanımındır diyip gitmiş yiğitler. Öğrenmişler ki yalnız değiliz."
        Uzun bir süre uzaklarda kalan yiğitler için çok endişelenmişti halk. Neredeyse Börük Ata'nın kapısına dayanacaklardı. Börük Ata, yiğitlerin geç geleceğini görmüş ama getirdiklerinin bolluğunu ve işittiklerinin çokluğunu da görmüştü. Halkın şamanına inancı sonsuz değilse de çok fazlaydı, ama kapıdan içeri giren yiğitleri gördükleri zaman Börük Ata'ya sonsuz bir güven duymaya başladılar.

        Üzerlerinde hafif kıyafetlerle dolaşan bir halktı Tatarlar. Kafalarına yüksek bir mevkinin simgesi olarak farklı uzunlukta ve renkli kalpaklar takarlardı. Kalpak, Tatarlar için çok önemli bir yer kapladığından Koru Han devrinden önce Tataristan'da yaşayan Tatarlar'a ve bazı başka Turanî halklara başka halklar Kalpak, Kapçak ve Kıpçak demişlerdir. Halkın Karakalpak giymesi yasaktı. Karakalpak, Giray soyunun yani hükümdar ailesinin sembolüydü. Cüppeleri çoğu kez yere kadar uzanırdı. Cüppeler de renkli renkli ve farklı kalitede olurdu ama bir mevki belirtmezdi. Sadece Kağan, yeri süpüren siyah bir cüppe üzerine beyaz hilal işlemeli bir giysi giyerdi.

        Adetleri gibi başkentlerindeki Büyük Saray (Artık Bahçesaray) en büyük yapı olurdu. Başkalarının daha büyüğünü yapmasına izin yoktu. Halk çiftçilikle de uğraşırdı ama en önemli geçim kaynakları hayvancılık, at besiciliği idi. Yüzyıllarca geniş bozkırlara hüküm sürdüler. Muhtemelen onların ayrılması çok bir şeyi değiştirmemiş, Koru Han yine bozkırların tek hükümdarıydı. Ama bu sefer, denize yakın, güzel bağları bahçeleri, geniş dağları tepeleri, gür ormanları ağaçları olan bir yeri kendilerine yurt edinmişlerdi. Batılarından Akyar Nehri akıyordu.

        Börük Ata'm Akyar'a liman gerek.

        Bu sözcüklerle başladı yolculuk. Bahçesaray'dan gözüken o çok yakın nehre kadar yürüdüler. Oraya, "Ekinçi Paxtayt" olarak anacakları Akyar!ı ve ilk limanlarını inşa ettiler. Şehrin yapımı sırasındaysa Börük Ata, Bahçasaray halkına öğütler verdi, işlerinde yardımcı oldu. Kağanın yokluğu hissedildi ama açık kapandı.

        Çok da uzun bir süre sayılamayacak bir sürede, maharetli eller büyük bir liman ve limanı çevreleyen bir şehir kurdular. Düşmanlarıyla savaşmak zorunda kalabileceğeini düşünen Tatar Hanı, bu şehri korumakla görevli bazı savaşçılar eğitip onları iki gruba ayırdı. Bir grup şehrin içinde, öbürü limanda konuşlandı.

        Limanın inşası sırasında bazı odunlar nehre kendilerini kaptırmışlardı, ama yüzüyorlardı. Tatarlar denizleri pek sevmezlerdi, ama işçilere su veren Aycan Hatun'un dediklerini uygulayıp, biraz uzun bir sürede ilk gemilerini yaptılar. Geminin ismini koyma işi de hayatını çiftçilikle geçiren Aycan Hatun'a düşünce, esinlendiği kütüklerden dolayı Kütükbaş (Trieme) ismini verdi. Aylar sonra beş adet Kütükbaş, Akyar Nehri ve uçlarında ilerliyorlardı. Aycan Hatun'un bu katkıları da Akyar Valisi (TR) olmasına yetti. Yine Aycan Hatun'dan dolayı, Akyar'ın kuzey ucuna Ayhan, güney ucuna Aycan ismi verildi. Aycan ve Ayhan'ın arası Akyar diye anılır oldu.

        Aycan Hatun şerefine Akyar'da bir toy hazırlandı. Börük Ata'nın elinden vali oldu. Bahçesaray'daki mülklerini halka dağıtan Aycan Hatun, Akyar Limanı'ndaki Vali Konağı'na taşındı. Kağan ise Bahçesaray'a döndü ama ayda en az bir iki kez Akyar'ı ziyaret etmeyi ihmal etmedi.

        Günlerin normal geçmediğinin farkındaydı Tolga Giray. Ama bu durumu ondan daha fazla hissedecek birinin olduğunu biliyordu ve hislerinin boşa çıkmasını umuyordu. Bir gün Börük Ata onunla konuşmaya gelince umudunun boşa çıktığını, hislerinin doğru olduğunu anladı.

        "Milletinin üstüne kara bulutlar çökmüş. Diyeceğim şudur ki, sadece senin halkın değil tüm halklar kötü durumdadır."

        Gerçekten de halkta bir yorgunluk, uyuşukluk vardı. Sanki ölüm korkusu sarmıştı her yanı.

        ____________________
        1. Şehir kurmak: Aqyar: Nehrin kıyısında        2 Gelişim 5 Üretim
        2. Araştırma: İdea                                          1 Gelişim 1 Üretim
        3. 2 Kaynak Keşfi: Börük Ata (GE)                2 Gelişim 4 Üretim
        4. Araştırma: Mistizm                                      1 Gelişim 1 Üretim
        5. Üretim: 5 Trieme                                                                       5 Askeri
        6. Üretim: 2 Savaşçı                                                                      2 Askeri 
        7. Tarımcı Lider: Aycan Hatun (TR) : Aqyar
        8. Toplam:                                                     6 Gelişim 11 Üretim 7 Askeri
        Bütün askerler Aqyar'a yerleşecekler. Gemiler denizde zaten ama limanları Aqyar.